'Bu HAL’de seçim olmaz'

OHAL Karşıtı İnsiyatif’in düzenlediği 'OHAL’de Demokrasi' paneline katılanlar, 'Bu HAL’de seçim olmaz, uzatmayalım' dediler


Sibel HÜRTAŞ


ANKARA - OHAL Karşıtı İnsiyatif, "Bu HAL’de Seçim Olmaz, Uzatmayalım” sloganı ile 'OHAL’de Demokrasi' paneli düzenledi.

Panele, AK Parti’nin kurucularından eski milletvekillerine; hukukçulardan muhafazakar feministlere; Yüksel Caddesi eylemcilerine kadar çok çeşitli kesimlerden oldukça yoğun bir katılım gerçekleşti. Panelde yapılan konuşmalarda OHAL şartlarında yapılacak bir seçimin tartışmalı olacağına vurgu yapıldı.

Panele, eski Başbakan Yardımcısı Abdullatif Şener, yazar Berrin Sönmez, AKP kurucularından Fatma Bostan Ünsal, yazar Baskın Oran, eski AİHM Yargıcı Rıza Türmen, Yüksel Caddesi eylemcileri Acun Karadağ ve Veli Saçılık, Semih Özakça’nın annesi Sultan Özakça ve üniversiteden ihraç edilen akademisyenlerden Cenk Yiğiter katıldı.

Panelin moderatörü Ali Ersin Gür, panelin mesajlarını şöyle özetledi:

“Bu panelin başlığı ‘OHAL’de Seçim Olmaz’ üç mesaj veriyor. Birincisi, Türkiye kamuoyuna yönelik bir mesaj: OHAL’in demokrasiyle bağdaşmadığını, toplumun tüm kesimlerini huzursuz ve mutsuz ettiğini, bu koşullarda huzursuz ve mutsuz olan her kesimden insanın itiraz etmesi gerektiği. İkinci mesaj, siyasi parti ve oluşumlara, olağanüstü hal koşullarında bir seçimin olamayacağını, siyasi partilerin kimin aday olacağından çok öncelikle OHAL’in kalkması için enerji harcanması gerektiğini okuyorum. Üçüncü mesaj da iktidar blokuna, yeniden olağanüstü hali uzatmayın, OHAL’i kaldırın.”

Panelistlerin OHAL’e yönelik itirazlarıysa şöyle:

AHMET FARUK ÜNSAL

"Darbe teşebbüsüne tüm siyasi partiler tepki gösterdi ancak darbe teşebbüsünün ardından iktidar partisi, düzenlediği Yenikapı Mitingine tüm siyasi partileri davet etmeyerek, milli iradeye darbecilerin yapamadığı darbeyi yaptı. Ardından bu darbe teşebbüsü için kurulan Darbe Komisyonu’na tamamen iktidar partisi atandı. İktidar partisi adeta bu meselenin aydınlatılması değil karartılması yönünde tavır koydu. Genelkurmay Başkanı ve MİT Müsteşarını, milletvekillerinin huzurundan kaçırarak, onların doğrudan sorgulanmasına engel olarak darbe meselesini adeta kararttı. İktidar Partisi, milli iradeyi bürokratların karşısında boynu bükük bıraktı."

OHAL KARŞITI İNSİYATİF

"Demokrasi, insan hakları, kuvvetler ayrılığı, suçun kanuniliği gibi hukuk devletinin temel ilkeleri konusunda bir araya gelen OHAL Karşıtı İnsiyatif bileşenleri olarak bu meselenin OHAL devam ettiği müddetçe tüm detaylarının kamuoyu tarafından bilinmesi için bir insiyatif başlattık ve bu insiyatif OHAL devam ettiği sürece devam edecektir."

OHAL YETKİSİ İSTİSMAR EDİLİYOR

"OHAL Anayasal bir kurumdur, darbe teşebbüsü ardından OHAL’in ilan edilmesi anlaşılır bir şeydir ama bu hukuksuzluk demek değildir. Yasalarda açıkça ifade edilmiştir ki; Bakanlar Kurulunca OHAL KHK’sı ilan edilebilir. Ama bunların OHAL le ilgili olması gibi bir kısıtlılık vardır. OHAL KHK’sı ile rektör seçimi yapılamaz, Şeker Kurumu kapatılamaz, yüksek yargı kurumlarına üye atanmaz. OHAL’i rektör seçimi kavgalı gürültülü gittiği için OHAL ilan etmediniz. Mevcut uygulama OHAL yetkisinin iktidar tarafından istismar edildiğini ortaya koymaktadır."

ABDULLATİF ŞENER: "OHAL bir askeri dönem olan 12 Eylül döneminde hazırlanan Anayasa’da hukuk sistemimize girmiştir ve 1983 yılında OHAL Yasası çıkarılmıştır. Daha sonra da 1987 yılından 2002 yılına kadar Doğu ve Güneydoğu’daki bazı illerde kesintisiz devam etmiştir. Türkiye genelinde OHAL uygulaması 2016’ya kadar yaşanmamıştır. 15 yıllık OHAL ise zaman zaman bazı illerde uygulandı. 2002’de AKP iktidara gelirken sadece 2 ilde OHAL kalmıştır. Mevcut iktidar partisi ve bizler sürekli olarak OHAL’in doğru bir yönetim biçimi olmadığını, demokrasi ile bağdaşamayacağını belirterek OHAL’in tamamen ortadan kalkacağını ifade etmiştik. Ama aradan yıllar geçti ülkenin sadece bazı bölümlerindeki OHAL’e karşı söylemlerle iktidar olan kadro şimdi ülkenin tamamında OHAL’e geçmiş döneminde. Bazı illerde OHAL olması uygun değildi, adalete uygun olsun diye ülkenin tamamında ilan edilmiş diye düşünenler olabilir. Ama adilseniz ülkenin tamamında OHAL’i kaldırın."

OHAL’İN DE SINIRI VARDIR

Erdal İnönü, OHAL ile ilgili der ki ‘olağanüstü hal, olağanüstü hukuksuzlukların kanun hükmüne bağlanmasıdır.’ Her ne kadar bazı kanunsuzluklar olağanüstü hal rejiminde kanuna bağlanmış bile olsa olağanüstü halin de bir hukuku vardır.  Olağanüstü halin hiçbir hukuku yokmuşçasına ne Anayasa’da ne OHAL Yasasında tanınmayan yetkiler bu mevcut iktidar tarafından kullanılmaktadır. Böyle bir şey olamaz. Bu topyekün keyfi bir yönetimi ortaya çıkarmıştır. Karşı çıktığımız şey budur.

AMAÇ YSK’YI YAPILANDIRMAK

Baştan sona Anayasa’nın OHAL’le ilgili bölümlerini okuyorum, OHAL Yasasını tarıyorum, şu anda iktidarın KHK ile yaptığı düzenlemelerin ne Anayasa ne de OHAL Yasasına uygun olduğunu söyleyebilmek imkansızdır. Yargıtay Danıştay üyelerini HSYK belirler, Kararname ile Yargıtay’a Danıştaya üye atanmasının nedeni Yüksek Seçim Kurulu üyelerinin belirlenmesidir. Asıl amaç budur.

NEDEN OHAL VAR?

Yapılan düzenlemeler Kanun Hükmünde Kararname ile getirilen hükümler topyekun doğrudan doğruya Anayasanın çizdiği hükümlere ve sınırlara ve OHAL Yasasına aykırıdır. Peki böyle bir yola iktidar neden ihtiyaç duymuştur derseniz, OHAL’den önce o kadar çok hukuk ihlalleri yapıldı ki yönetim ayakta kalabilmek, kamuoyu desteğini kaybetmemek için kendi suçlarını tartışılmaz olma ihtiyacı duydu.

Bu kapsamda da aydınları baskılamak suretiyle yanlışlarının tartışılamaz hale gelmesine çaba harcıyorlar. Yaşadığımız budur. Son KHK’larda duruşmalara katılacak bazı sanıkların kıyafetleri ile ilgili düzenleme yapıldı. Tek tip kıyafet. Bunu kime getirdiklerini analiz edecek olursanız, iktidarın asıl neden korktuğunu neyi baskılamaya çalıştığını görürsünüz. Sanıklar bu kararname ile ikiye bölünmüş oldu. Tecavüzcüler, işkenceciler tek tip kıyafet giydirilmiyor. Takım elbise, kıravat giyecekler iyi hal indirim alsınlar diye. Gazeteciler, siyasetçiler, akademisyenler ise tulum şeklinde bir elbise ile duruşmaya katılacaklar. Mahkeme önünde, izleyiciler önünde aşağılamaya çalışıyor. Bunu televizyonla verdiğinde de toplum önünde aşağılamaya çalışıyor. Kimi aşağılamaya çalışıyorlar, düşünen, eleştiren, sorgulayan, iktidarın yanlışlarını kamuoyunun gündemine getiren ve bu nedenle de siyasallaşan bir yargı sistemi içinde sanık konumuna düşen insanları aşağılamaya çalışıyorlar.

15 Temmuz’dan sonra belli bir süre OHAL rejimine ihtiyaç duyulmuş olunabilir ama sürekli olarak Türkiye’yi olağanüstü halle yönetme iştahıyla yaşayan bir iktidar karşısında bunu sorgulamak zorundayız. Sorguladığımızda, tek tip düzenlemesinde olduğu gibi, kendisini eleştirilmesini istenmeyen bir iktidarla karşı karşıyayız. Söylenmeyecek, eleştirilmeyecek, yolsuzluklar araştırılmayacak; siyasiler, akademisyenler, gazeteciler hepsi cezalandırılacak ve toplumun geri kalanına emsal gösterilecek. Bunu yaparsanız hepinizin gideceği yer orasıdır deniyor. Bu tavır yanlıştır. Kabul etmediğimiz reddettiğimiz şey budur. Bir ülkede bir toplumda farklı düşünceler birbiriyle tartışamıyorsa o ülkede demokrasi yok demektir zaten.

HAKKIMDA DAVA AÇILDI

Eleştiren herkes ben de dahil kontrollü eleştiri yapıyorlar. ‘Aman kantarın tozunu fazla kaçırmayım, buradan başıma bir şey gelmesin’. Benim hakkımda bile cumhurbaşkanını eleştirmekten dosya duruyor.  

BU ORTAMDA SEÇİMLERE GİDİLEMEZ

Hep ülkede şu konuşuldu, demokrasinin standardını nasıl arttırırız. Güç sahipleri ise şunu konuşuyorlar, demokrasinin standardını nasıl düşürürüz. Bu kabul edilemez, böylesi bir ortamda seçimlere gidilmesi sağlıklı değildir, doğru değildir. TCK 125 bir de 299 maddesi var. 125’e göre sizden birine de bana da başbakana da muhalefet partisi liderine de hakaret ederse hangi cezayı alacağını yazıyor. TCK 299’da Cumhurbaşkanına hakaretin cezası ise 5 yıla kadar çıkabiliyor. 16 Nisan değişikliği ile Cumhurbaşkanı da bir partinin genel başkanıdır. TCK 299, Cumhurbaşkanının partisiz olduğu döneme ait bir maddedir.  Muhalefet partileri Cumhurbaşkanına terörle iş birliği yapıyor dediği zaman hepsine 4 yıla kadar hapis istemiyle şikayette bulunuyor. Ama Adalet Yürüyüşünde, Cumhurbaşkanı muhalefet partisi liderlerine aynı şeyi söylüyor dava açamıyorsunuz. Eşit siyasi koşullar yoksa, bir de OHAL varsa o ortamda seçimlerin yapılması doğru değildir, yanlıştır.

YÖNETİCİLER CEBİRLE ANAYASA’YI İHLAL EDİYOR

BASKIN ORAN: Tüm Türkiye’yi ağırlaştırılmış müebbete mahkum etmek pek mümkün değil ama iktidar yöneticilerinin mahkum olması çok mümkün. Hemen açıklayım.  Çıkarılan KHK’lar tamamen Anayasa’ya aykırıdır. Hem şekil hem de içerik bakımından. 30’dan fazla kararname çıktı 5’i Meclis’e geldi, diğerleri kadüktür. Hiçbir anlam ifade etmezler, İçerik bakımından tamamen hükümsüzdür, yok hükmündedir. Zaman batımından, kalıcı karar alması mümkün değildir. Aldıkları kararların hepsi böyledir. Dolayısıyla bu Anayasa’nın KHK’nın çıkarılması konusundaki kurallara tamamen aykırıdır.

Anayasa’yı ihlal ağırlaştırılmış müebbet getirmez ki diyeceksiniz. Türk Ceza Yasası’nın 399. maddesine göre cebir ve şiddet de olursa ağırlaştırılmış müebbet getirir. Burada o kadar çeşitli biçimlerde cebir ve şiddet var ki inanılacak gibi değil. İstanbul’da bir oyun OHAL gerekçesiyle yasaklanabiliyor. Anayasa Mahkemesi kararını başka mahkemeler dinlemiyor. Tüm yargı talimatla yönetiliyor.

Diyeceksiniz ki bu tam şiddet değil. Peki o zaman tam şiddeti de söyleyim, Veli’nin annesi Semih’in annesi yerlerde sürüklendiler OHAL’i barışçı protesto ederken.

AKP iktidarı Türk Ceza Kanununun 399. maddesindeki cebir ve şiddet kullanarak Anayasayı ihlal suçunu bizzahiti devletin polisi kullanarak, işliyor.

Ama siyasi İslamın bu büyük çöküşü Türkiye’yi aşılamıştır. Nasıl bulaşıcı hastalıklara karşı insanlar aşılanırsa toplumlar da böyle büyük acılarla aşılanmıştır. Aşı acı yapar yapıldığında şimdi biz o ateşi yaşıyoruz ama aşılanıyoruz.

BERRİN SÖNMEZ: Siyasette kadın eşitliğini mümkün kılmadan bir şeyi değiştiremeyiz. İYİ Parti kuruldu, yüzde 25 kadın kotası kuruldu. Bu yüzde 25 ile 30 ile AKP’nin karşısına çıkamazsınız. Yeni bir siyaset mümkün diyemezsiniz. Kesinlikle her yeni insiyatif, her yeni örgüt, kadının eşit katılımını, kadının eşit katılımı için özel önlemler almayı kurumsallaştırmadığı sürece bir şeylerin olması mümkün deği.  Demokrasiye geçiş bileti kadında, kadınsız demokrasi mümkün değil.

OHAL BİZİ CİNNET NOKTASINA GETİRDİ

FATMA BOSTAN ÜNSAL: 33 yaşındaki bir inşaat işçisinin Meclis bahçesinde kendini yaktığı fotoğraf bize her şeyi anlatıyor. Bu sahnenin bize gösterdiği gibi hem siyasi hem de ekonomik olarak dip noktadayız. Siyasi olarak geldiğimiz dip noktanın ifadesini, Cumhurbaşkanı “Benim ismimi kullanarak, hukuksuzluk yapmayın’ diyerek, durumu gözler önüne seriyor. Keyfi işlerin yapıldığını gördüğü için bunu söylemiş ve en üstteki kişi bundan şikayet etmiştir. Ekonomik olarak baktığımızda, Dolar ve Euro değer kaybetmiştir. Enflasyon 3 kat arttı. Bundan çıkış yolu da olağan döneme dönmektir.

Meclis’in bir işlevi var. Beğenmediğimiz 1982 Anayasası dahi OHAL KHK’larının 1 ay içinde Meclis’e gelmesini emretmiştir. Meclis’e gelmeyen düzenlemeler kadüktür. Peki Meclis’e gelenler ne oldu? Millet artık insiyatifi kendi eline alacak ve bunu ifade edecek.

Darbeden birkaç gün sonra bir kaymakam gözaltında intihar etmişti. Aslında o zaman harekete geçmek gerekiyordu. Çünkü sustukça daha fazla insan daha trajik biçimde mağdur oluyorlar. Önce HDP’li belediye başkanlarına kayyum atandı, sonra AKP’li belediye başkanlarının istifası istendi şimdi sıra CHP’ye geldi. Burada insiyatif alıp hayır denmediği sürece yaygınlaşacaktır. Susma sustukça sıra sana gelecek dediğimiz sosyalist slogan, İslami bakış açısından da doğrudur. Allah’ın sünneti de budur, itiraz etmedikçe bu başınıza gelecektir.  

OHAL’in bizi getirdiği nokta kendini yakan işçi arkadaşımızda da gördüğümüz gibi bir cinnet noktasındayız. Gönül isterdi ki bizi buradan Meclis çıkarsın ama öyle görünüyor ki Meclis bu insiyatifi almıyor, insiyatifi bizim almamız gerekmektedir ve harekete geçmemiz gerekmektedir.

2019’DA OHAL TAMAMEN YÖNETİM BİÇİMİ OLACAK

RIZA TÜRMEN: OHAL’in sürdürülmesine ilişkin olarak yaygın şiddet hareketleri var mı? Böyle somut veriler yoksa o zaman OHAL’in hukuki gerekçesi de yok demektir.

OHAL artık kalıcı bir rejim olmaya başladı. OHAL’in amacı hukuk devletine, temel hak ve özgürlüklere yönelik tehdidi kaldırmakken aslında bunlara yönelik tehdit OHAL’in kendisi oldu ve sürekli bir yönetim biçimine döndü. 2019’da Anayasa değişiklikleri yürürlüğe girerse o zaman OHAL tamamen bir yönetim biçimi olacak. Zaten Anayasal seçim OHAL’den farksız hatta daha ağır bir hale gelecek.

BU REJİM ANAYASA VE AİHS’E AYKIRIDIR

OHAL’e neden itiraz ediyoruz: Büyük bir hukuksuzluk var ülkede. Mevcut OHAL rejimi Anayasa’ya, AİHS’e ve uluslararası tüm evrensel kurallara aykırıdır. Meclis’ten geçmemektedir. Meclis’in bir rolü var. Her ne kadar Meclis’in yetkileri alınıyorsa da Meclis’e ufak bir yetki veriliyor o da KHK onaylama yetkisidir. Bu sadece bir şekil değil aynı zamanda esas şartı, sağlık şartıdır. Onaylanmamış bir KHK esas değildir. Biz hukuken geçerli olmayan metinlerle yönetiliyoruz. OHAL’in ilan edilme nedeni ile konu ve zaman bakımından sınırlıdır.

OHAL ne için ilan edilmiştir, darbe teşebbüsüne karşı ilan edilmiştir, KHK’lar buna uygun olmalıdır. Ama her konuda KHK çıkarılıyor. Zaman bakımından sınırlıdır çünkü OHAL ortadan kalktığında bunlar geçersiz hale gelecektir. Yapılan hukuki düzenlemelerin amacı da OHAL’in bir an önce kaldırılmasını sağlamaktır. Ama bizdeki KHK’lar OHAL’in devamlı olmasını sağlayacak niteliktedir. 1983 OHAL Kanunu var. Burada hangi konularda KHK çıkarılacağı tek tek sayılmıştır. Bunların içinde belediye başkanlarını görevden almak, ihraç etmek, dernekleri kapatıp mallarını müsadere etmek gibi konular yoktur.

ÇİFTE HUKUKSUZLUK YAŞIYORUZ

Neresinden tutarsanız tutun böyle bir hukuksuzluk var ama hukuksuzluk bununla bitmiyor. Hukuka aykırı KHK’lar ile yapılan işler de ayrıca hukuka aykırıdır. Yani çifte hukuksuzluk vardır. Yüzbinlerce insanı listelerle hakim kararı olmadan savunmalarını almadan işten atamazsınız, böyle bireysel bir işlem yapmadan işten atamazsınız, dernekleri kapatıp mallarını müsadere edemezsiniz. Ortada çifte hukuksuzluk vardır.

HUKUK DÜŞMANA KARŞI SİLAH OLARAK KULLANILIYOR

Bu dönemin en büyük özelliği hukuk tamamen araçsallaştırılmış ve düşmana karşı bir silah haline getirilmiştir. OHAL rejiminde, düşman ve dost ayrımı çok kesin bir biçimde yapılmaktadır. Hukuk bu rejimde düşmana karşı kullanılan bir silah haline getirilmiş ve bir kişinin keyfine bırakılmıştır. Hukuk cismanileşmiştir. OHAL döneminin başka bir özelliği şudur, hasatlar, görüntüler ortadan kalkmıştır. Takke düşmüş, kel görünmüştür.

ADİL VE DÜRÜST SEÇİM GÜVENCESİ YOKTUR

Artık Türkiye’de seçimlerin adil ve dürüst yapıldığına dair bir güvence yoktur. Hele YSK’da yapılan son değişikliklerle. Artık Türkiye’de Meclis ortadan kalkmıştır. Yetkileri yürütmeye devredilmiştir. Muhalefetin sesi de İç Tüzükle kesilmiştir. 2019’da Başkanlık rejimi de yürürlüğe girince, Meclis tamamen bitmiştir. Siyasi partiler var diyorduk bu da gittikçe kuşkulu hale gelmiştir. Siyasi parti liderleri cezaevindedir. Artık tüm bu örtüler ortadan kalktı ve rejimin ne olduğu ortaya çıkmıştır.

Çok sayıda insan görevlerinden ihraç edildiler, seyahat edemiyorlar. Mallarına el konuldu. Devletin içine hapsolmakla birlikte devletsizleştirilmiş, kendi ülkesine yabancılaştırılmış böyle büyük bir kitle doğmuştur. Zulme doğrudan hedef olmayanlar ise o haklarını kullanmaya kalktıklarında görmektedirler ki aslında hak yoktur ülkede.

Böyle bir durumda seçime gidilir mi? Venedik Komisyonunun seçimlerle ilgili bir raporu var, insan haklarına saygı gösterilmediği, dernek kurma hakkının olmadığı, basının baskı altında olduğu dönemlerde seçimlerden söz edilemez. Türkiye’de Meclis normal işlevini yitirmiştir, muhalefet partileri denetim rolünü oynayamamaktadır, milletvekilleri cezaevindedir. Medya baskı altındadır, kanallar gazeteler kapatılmıştır, gazeteciler cezaevindedir, basın üzerinde çok büyük baskı bulunmaktadır. Bu bir yandan otosansür yaratıyor, diğer yanda yandaş basın sayesinde büyük bir propaganda yapılıyor, halka verilen tüm bilgiler tek taraflı kaynaklardan çıkıyor.

EŞİT ŞARTLARDAN BAHSEDİLEMEZ

Toplantı ve Gösteri yürüyüşü hakkı kısıtlanmaktadır. Valiler bu etkinlikleri yasaklamaktadır. Ankara’da Valilik yasağı vardır. Bir de 687 Sayılı KHK var. Bu da YSK’nın yetkileri ile ilgili. Bununla YSK, seçimler sırasında tek yanlı yayın yapan televizyon ve radyolara ceza isteme yetkisini ortadan kaldırmıştır. Zaten bütün televizyon ve radyo kanalları tek elde toplanmıştı bunlar da tek taraflı yayın yapabilirler artık.

Seçimlerin Temel Hükümleri Hakkındaki Kanun, seçimler serbest ve eşit şartlarda yapılır. Bu durumda serbest ve eşit şartlarda seçim yapabilme olanağı ortadan kalkmıştır. Eşit şartlardan bahsedemezsiniz.

Birçok devletin Anayasasında OHAL döneminde seçime gidilmez hükmü vardır. Aslında Türkiye’de de vardır. Anayasa 78. maddesi, savaş durumunda TBMM’nin seçimlerin bir yıl geriye bırakılabileceğini söyler. Savaş durumunda söylüyorsa OHAL durumunda da söylemesi gerekiyor. OHAL durumunda dürüst ve adil seçim yapılamayacağı uluslararası toplum tarafından kabul ediliyor.

Bütün bunlar şunu gösteriyor geçen referandumla ilgili AGİT Heyeti vardı.  Referandumdan sonra bir rapor yazarak, şunları söyledi: Eşitlik yoktu, taraflar eşit imkanlara sahip değildi. OHAL altında temel hak ve özgürlükler bastırılmıştır bu da hakiki bir demokratik işleyişi engellemiştir. Özellikle oy verenler tarafsız bir bilgi kaynağına sahip değiller. Devlet ve siyasi parti arasında bir ayırım yapılmamaktadır. Bir siyasi parti devletin tüm imkanlarına kullanma hakkında sahipti diğerlerinin böyle bir imkanı yoktu. Tek taraflı basın vardı. Terörle Mücadele Yasalarının Hükümeti eleştiren gazetecileri mahkum ettirmek için kullanıldığı.

OHAL’DE SEÇİMİ KABUL ETMİYORUZ

Tüm bunları topladığınız zaman şu ortaya çıkıyor: OHAL şartlarında yapılacak bir seçim meşru olmayan bir seçimdir. Bizim bu toplantıdan çıkacak en önemli mesaj bu olmalıdır. Eğer OHAL koşulları devam ederse yapılacak seçim meşru bir seçim değildir, biz bu seçimi kabul etmiyoruz, sonuçlarına da itiraz ediyoruz.

 ACUN KARADAĞ: 431 gündür Yüksel Caddesinde İşimizi Geri İstiyoruz eylemi yapıyoruz. Biz her gün şiddet görüyoruz. Bugün 13,30 da arkadaşlarımız şiddet görerek, alındılar. 18,00 de yine oradayız. Bu bizim tercihimiz değil. Ama niçin devlet size saldırır, biz biliyoruz ki biz orada çok önemli, çok tarihi bir şey yapıyoruz.

Biz bu ihraç kararını sineye mi çekecektik. Çekmedik, biz dedik ki sen kimsin. Bu memleket bizim. Bunu bize yapamazsın demek için oradayız. Bunun bedelini de öderiz. Biz acı çekmekten, şiddet görmekten zevk almıyoruz. Ama bunun başka yolu yok arkadaşlar, korkularınızı yenip sokağa çıkmaktan başka çaremiz yok. Ahmet Şık, bu iktidarı çok güzel tanımladı, bunlar mafya çetesi dedi. Mahkemeye gidiyorsunuz talimatla karar veriyor, sokakta polis dövüyor, elbette fiili olarak direneceğiz başka çaremiz yok.

VELİ SAÇILIK: Her gün Yüksel Caddesindeyiz. Polis bizim yasa dışı olduğumuzu iddia ediyor. Ahmet Necdet Sezer gibi başınıza Anayasa mı atayım. Kesinlikle buna karşı çıkabiliriz. Demirtaş’ın söylediği gibi cesaret bulaşıcıdır ve bu topluma bulaşabilir. Herkesi tutuklayarak, bizi hapsederek, Nuriye Semih’i öldürmek isteyerek bizi susturamazlar.

OHAL Komisyonu benim gördüğüm en illegal örgüttür. İlkeleri gizli, hangi kurumdan kaç kişi gizli, kimi iade etti gizli. Yeri bile gizli Tapınak Şövalyeleri gibi.

CENK YİĞİTER: Barış Bildirisine imza attığım için üniversiteden ihraç edildim. Bizim yaşadıklarımız Sur’da Cizre’de yaşananların yanında bir hiçtir. İhraç edildikten sonra yaşadığım bazı şeyler oldu örneğin eğitim alma hakkım engellendi. Listeler halinde isimler yayınlayıp onların bazı haklarını engellemek Nazi hukukudur.