Eleştiri düşmanlık değildir!

Suriye sorununda başlangıçtan bu yana öyle yanlışlar yapıldı ki, şimdi eleştirileri düşmanlık saymak yerine, oturup köklü bir özeleştiri yapmak gerekiyor.


Türkiye, bir haftaya yakın süredir Suriye'nin kuzeyinde, komşu topraklarda bir askeri harekat sürdürüyor. Harekat, kapsam ve amaç itibariyle, daha önce örneklerini yaşadığımız sınır ötesi takip girişimlerinden oldukça farklı. Amaç, sınırlarımızın güvenliği ve sınır ötesine yerleşmiş tehditin bertaraf edilmesi; ancak girdiğimiz toprakların karmaşık durumu ve koyduğumuz hedefler gözönünde tutulursa, savaşın içindeyiz.

Savaş, uluslararası ilişkilerde diplomasinin çözüm umutlarının tükendiği noktada başvurulan son çare; bir anlamda başka çözüm umutlarının kalmadığı noktada başvurulan çaredir.
Suriye iç savaşının yanlışlığına baştan karşı çıkmadan, hayaller ve gerçek dışı beklentilerle çıkılan yolun, tarafları bu girdabın içine çekeceği belliydi. Öyle de oldu. ABD ve Rusya'nın bölgeyle ilgili hesapları ve ikircikli tutumları karşısında kendini güvende görmeyen Türkiye, güvenliğini sahada bizzat sağlama yolunu seçti. 

Oysa Türkiye, geçmiş yıllarda, özellikle Cumhuriyet tarihi boyunca komşularıyla önemli sorunlarını diplomatik hamleler ve caydırıcı girişimlerle çözüme kavuşturmayı başarmıştı.
İkinci Dünya Savaşı eşiğinde Hatay, bu tür başarılı diplomatik girişimlerle -kimsenin burnu kanamadan- vatan topraklarına katıldı. Yine 90'ların sonunda sınırda yapılan güç gösterisi, Suriye'ye yerleşmiş bulunan Öcalan'ın bu ülkeden dışlanması ve kısa zamanda derdest edilip Türkiye'ye teslimi sürecinin başlangıcı oldu.

Bu kez bu yöntemler yeterli olmamış olsa ki, daha radikal yol ve yöntemlere başvuruldu. Şimdi fiilen bir savaş ortamındayız.
Bu ortamda öncelikle dileğimiz askerimizin ve -sınırın hangi tarafında olursa olsun- tüm masum insanların olabildiğince canının korunması ve bu harekatın gereksiz mağduriyet ve yeni husumetlere yol açmadan en kısa zamanda sonuçlanmasıdır.

Bazıları bu dileğimizi yeterli görmeyip, hatta bir tür oldu bittiyi kabul sayıp eleştirebilir; çok daha köktenci bir savaş karşıtlığı ile görüşlerini dile getirebilir.

Dünyanın hemen her yanında bu tutumun çeşitli örnekleri var.

Bazı insanlar ahlaki ve insani bir tavırla savaşı reddedebilirler. Bazıları diplomasinin gücü ve etkinliğinin yeterince değerlendirilmediğini düşünebilirler. Bazıları savaşın bir çözüm olmadığını ve sorunu çözmüş gibi görünse bile, uzun vadede yeni kanamalara yol açabileceğini savunabilirler. 

Yahut sizin savaşçı tutumunuza karşı olanlar arasında, yok etmek istedikleriniz gibi düşünen ve bu nedenle girişiminize karşı çıkanlar da olabilir. Bunların tümünü aynı kefeye koyup, savaşla ilgili eleştirel tavır alan herkesi düşmanlık ve hainlikle suçlamak hem haksızlıktır, hem de -haklılığınıza güveniyorsanız- kendinizi anlatmak bakımından doğru değildir. 

Türkiye yakın geçmişte benzer olay ve tartışmalar yaşadı.

90'ların başında birinci Körfez Savaşında Türkiye'de savaş karşıtı büyük mitingler yapıldı. 2000'lerin başlarında Irak harekatında Türkiye'yi ABD askerlerine açmak isteyen tezkereye karşı yine büyük karşı çıkışlar, toplantılar, açıklamalar yapıldı. Zaman bu karşı çıkışların doğru ve haklı olduğunu ve Türkiye'nin büyük bir cinnetin içine düşmekten kurtulduğunu gösterdi.

Suriye iç savaşının başlangıcından bu yana, eleştiri, uyarı ve benzer karşı çıkışların etkili olmamasının bedellerini ödüyoruz:
2011'den bu yana sadece Suriye birbirini boğazlayan, öldüren parçalanmış bir ülke durumuna düşmekle kalmadı.
Rusya asırlık hayallerine kavuştu; Akdeniz kıyılarında en etkili siyasal ve askeri aktör konumuna erişti. İran güçlendi.
Bölge, dünya için bir tehdit odağına dönüşen dinci terör örgütlerinin yuvası haline geldi. Türkiye'nin başta ABD olmak üzere geleneksel müttefikleriyle ilişkileri sarsıldı. Ülke milyonlarca mültecinin akınına uğradı. 
Bütün bu süreçte -ilginçtir- bir tek İsrail'in başı ağrımadı.

Bütün bu yaşananlar karşısında birçok insan, samimi Türkiye Cumhuriyeti yurttaşları ülkenin başına yeni gaileler açılmasının kaygısını taşıyor. Ülkenin sınırlarının güvenliğinin sağlanmasına kimsenin itirazı yok. Ama insanlar bu güvenliğin sağlanması için sınır dışında yapılan harekatın, yeni hasımlıklar, gereksiz yeni düşmanlıklar yaratmamasını istiyor, bundan kaygı duyuyorlar.

Suriye sorununda öyle yanlışlar yapılageldi ki, şimdi eleştirileri düşmanlık saymak yerine, oturup belki köklü bir özeleştiri yapmak gerekiyor.

Önemli bir askeri harekatın hemen öncesinde TBMM'nin tatile girmiş olması bir talihsizliktir. Harekatın başlamasına karşın hemen toplanmamış olması da görülmüş şey değil.
Bu durumda Hükümete düşen eleştiri, uyarılara, hatta savaş karşıtı yasal gösterilere sert ve toptancı tavır almak değil, sabır ve özgüvenle halkı bilgilendirmektir.

Böyle bir tutum sadece içeride değil, dünya kamuoyunu ikna etmek bakımından dışarısı için de yararlı, gerekli, hatta zorunludur.

Yazarın diğer yazıları için tıklayınız…