Erdoğan, Davutoğlu, Gül ve CHP’nin kader çizgisi



Artı Gerçek

Davutoğlu’nun davetiyle o toplantılara katılan ve Gül ekibi ile de temas halinde olan bir isim, Artı Gerçek'e konuştu.


Onur DALAR


ARTI GERÇEK- Geçtiğimiz günlerde Ahmet Davutoğlu’nun Diyarbakır’da katıldığı iftar programı eski AKP’lilerin kuracağı söylenen Yeni Parti iddialarını yeniden gündeme getirdi.

2 ayrı ekibin hazırlık içinde olduğu artık açık olarak biliniyor. Taraflardan birisinin başını eski Başbakan Ahmet Davutoğlu’nun çektiği söylenirken diğer tarafta ise eski cumhurbaşkanı Abdullah Gül ve Ali Babacan’ın isimleri geçiyor. Ahmet Davutoğlu’nu çalışmalarını 22 Nisan tarihinde yayınladığı manifesto ile resmen ilan etti diyebiliriz.

Kimileri bu manifestoyu ‘Davutoğlu yeni bir parti kurmak istemiyor, AKP içinde kalmak için hamle yapıyor’ diye yorumlasa da Davutoğlu’nun Kürt illerinde yaptığı çalışmalar ve aldığımız duyumlar bunun hiç de böyle olmadığını gösteriyor. (‘AKP içerisine oynuyor’ ifadesi kısmen doğruluk taşıyor. Ama daha çok bir taktik hamle. Buna değineceğiz.)

Davutoğlu’nun bizzat kendisinin, Kürt illerinde gerek İslamcı camiadan olsun, gerek Kürt hareketine yakın isimlerden olsun birçok isim ile fikir alışverişinde bulunmak ve zemin yoklamak için toplantılar düzenlediğini, iftar ve hatta sahur buluşmaları gerçekleştirdiğini biliyoruz. Yani ortada basına yansıyan bir iftar buluşmasından daha sıkı bir çalışma var. Hatta bu görüşmelerden Abdullah Gül’ün hazırlığı içerisinde olduğu çalışma ile arasındaki farklara ve ayrılık noktalarına dair önemli ipuçları alıyoruz.

Şunu da bir not olarak düşmek de yarar var. 2 hazırlık da Kürt hareketinin Türkiye siyasetinin geleceğindeki etkisini tahmin ediyor. Kürt meselesine bakışlarının ve bölgedeki etkilerinin kendi hazırlıklarının da kaderini belirleyeceğinin farkındalar.

Davutoğlu ekibi Diyarbakır’daki iftardan kısa süre önce bölgenin ileri gelen siyasetçilerinin, STK’ların içinde olduğu kapalı bir toplantı gerçekleştirdi. Toplantının içeriğini ve konuşulanları bizzat katılan önemli bir isimden öğrendim. O kişi Davutoğlu’nun bölgede kendisine karşı olan önyargının nedenlerini bildiğini ve bunu kırmak istediğini söyledi. Hatta Davutoğlu’nun Abdullah Gül’e karşı bölgede olan sempatinin de farkında olduğunu da ekledi.

Gül’e karşı bölgede olan sempatiyi ve Davutoğlu’na olan antipatiyi Rawest araştırma şirketi 19 Mayıs tarihinde hazırladığı raporda ortaya koymuştu. Rapor 24 Haziran seçimleri öncesinde Cumhurbaşkanlığı adaylığı için Abdullah Gül’ün ismi geçtiği sıralarda Abdullah Gül isminin google’da en çok aratılan 10 şehirden 9’unun Kürt şehirleri olduğunu ve AKP’nin yüksek oy aldığı şehirler olduğunu belirtiyor. Ancak Davutoğlu’nun bölgedeki İslami tarikatlar ile etkili bağları olduğunun da altını çiziyor.

Toplantıya katılan o ismin söylediklerine geçmeden önce kendisinin AKP’nin içinde bulunmuş isimlere uzak bir isim olmadığını hatta sadece Davutoğlu ekibi ile değil Gül, Babacan ekibi ile de yakın temaslarda olduğunu, her iki ekibe de şu an mesafeli olduğunu belirtelim.

'BAŞI ÇEKEN İSİMLERDE BABACAN DEĞİL, BEŞİR ATALAY VAR'

Kendisi sorularımı yönelttiğimde ilk olarak "Gül ve Babacan ekibi" ifademi düzeltti. Abdullah Gül’ün içinde bulunduğu çalışmanın ikinci "ağır topunun" Ali Babacan değil Beşir Atalay olduğunu söyledi. Hatta yanlarına Hüseyin Çelik ismi de eklenince bir "Troyka"dan (Üçlü iktidar ) bahsedebileceğini ifade ediyor.

Konuya dair şunları söyledi:

-“Bu noktada Abdullah Gül ekibi için Ali Babacan makul ve kontrol edilebilir bir isim. Ali Babacan da bu ekibe güveniyor. Ancak dediğim gibi Ali Babacan başı çeken isimlerde değil. Bu ekibin ‘godfather’ları Abdullah Gül ve Beşir Atalay, yanlarına Hüseyin Çelik’i de ekleyebiliriz. Babacan'ı kontrol edilebilir görüyorlar, mesela Ahmet Davutoğlu’nu kontrol edemeyeceklerini düşünüyorlar ve güvenmiyorlar.”

-Güvenmemelerinin sebebi nedir?

Birçok neden var. Ama en önemlisi Abdullah Gül’ün düşünceleri. Ahmet Davutoğlu biliyorsunuz Tayyip Erdoğan’ın hamlesi ile alelacele başbakan yapıldı. Gül’ün başbakan olmasının önü kesildi. Gül, Davutoğlu’nu bu konuda Tayyip Erdoğan’ın ‘tek adamlığının önünü açmakla’ suçluyor. Bu konuda asla da affetmez. Güvenmemesinin nedeni bu. Diğer sebep ise Davutoğlu’nun "Osmanlıcılık" fikirleri. Davutoğlu katıldığımız toplantıda da aslında açık olarak fikirlerinde ısrarcı olduğunu belirtti.

-Tam olarak nasıl bir ısrar?

- Hamleleri sayesinde Ortadoğu ve Kuzey Afrika ülkeleri ile Türkiye’nin ticaret hacminin inanılmaz boyutlara geldiğini ve bunu görmezden geldiklerini söyledi. Basına da söyledi bunu, ancak başarısız olunan noktalarda ise bütün sorumluluğun üstüne yıkıldığını söyledi. Örneğin Esad’ın Suriye’de devrilmemesi…

-Siz 2 hareketin siyaset sahnesine çıkması halinde şansını nasıl görüyorsunuz?

Ya da bu çıkışlar hiç olmayabilir mi? Gül ekibi açısından olmayabilir. Gül ve arkadaşları ülkenin 2023 yılına kadar bir erken seçime gitmemesi halinde bu kadar uzun bir süre bir partinin kendisini ayakta tutmasının zor olduğunu düşünüyorlar. Davutoğlu ise çok aceleci ve hırslı. Bunda hem AKP hem de Gül ekibi tarafından dışlanmasının da payı olabilir. Hatta bu noktada Davutoğlu’nun aceleci olması Gül ekibini de sıkıntıya sokuyor. Davutoğlu’nun erken bir çıkışı onlar için durumu bozabilir. Bu durumda Gül ekibi de erken bir çıkış yapmak zorunda kalabilir.

Yine de bütün bunlardan bağımsız olarak Davutoğlu ve Gül ekibini kıyasladığımızda şunu söyleyebilirim. Davutoğlu’nun ekibi zayıf. Feramuz Üstün, Ayhan Sefer Üstün, Abdullah Başcı gibi isimler. İdeolojik olarak dar bir ekip. Gül ekibine göre çok daha islamcı, ama daha güçsüz.

Gül’ün temasta olduğu isimler daha güçlü isimler. Beşir Atalay, Hüseyin Çelik ve Ali Babacan isimlerini söyledik. Sadullah Ergin, Aliye İslam Kavafoğlu gibi isimler var. Eski Diyanet İşleri Başkanı Mehmet Görmez var. Nimet Çubukçu yine yakın duran isimlerden…

'GÜL'ÜN KÜRT MESELESİNDE DAHA LİBERAL BİR BAKIŞI VAR'

Çıkış yaptıkları noktada ses getirecek isimler. Abdullah Gül’ün Davutoğlu’nu yanında istememesinin nedeni olan AB’ye bakışı ve demokrasi anlayışı ise bana kalırsa en büyük avantajı. Gül her kesim için makul bir isim. Kürt meselesinde de bu kendini belli ediyor. Davutoğlu, Kürtlere Osmanlıcılık misyonu içerisinde bir pay biçiyor. Ülke büyüsün, Kürtler de bunun bir yerinde olsun… Gül’ün ise Kürt meselesine daha AB’ci, daha liberal bir bakışı var.

-Siz Davutoğlu ekibinin çıkış yapması halinde Gül’ün ekibine nispeten şansı olmadığını mı düşünüyorsunuz?

Gül ekibini de bir kenara bırakalım. Davutoğlu’nun geniş bir vizyonu yok. Yayınladığı manifestoyu okudunuz. Sadece AKP’ye ve tabanına sesleniyor. Sadece o tarafa güveniyor. Ben Davutoğlu’nu rahmetli Muhsin Yazıcıoğlu gibi düşünüyorum. İleride her seçime giren ancak yüzde birlerde ikilerde kalacak ama hep ufak bir kesim tarafından sevilecek bir figür olarak görüyorum. Kısacası bir iktidar figürü olarak görmüyorum. Ama Gül bir iktidar figürüdür. Tabanda o karşılığı var. Kürt tabanında da var. Batıda da var. Kendisi de bunun farkında… Hatta AKP tabanında bozulmanın da farkında. CHP ile temaslarının da sebebi bu!

-Nasıl bir temastan bahsediyorsunuz? Gül AKP tabanından umudunu kesti mi yani?

Hayır, bu değil. Harekette artık kritik noktalarda milli görüşçülerin değil daha çok ülkücü ve ANAP kökenlilerin söz sahibi olduğunun ve bunun tabanda da bir bozulma yarattığının farkında. Ayrıca asıl olarak sadece AKP tabanı ile bir yere gelemeyeceğinin farkında. CHP ile bundan temas kuruyor, zıtlıklıları ortadan kaldırmak için temaslar kuruyor.

-Gül’ün 2 taban arasındaki zıtlığı kaldırmaya gücü yeter mi?

Demek istediğimi şöyle anlatayım. Şu an tarikatlar ve İslamcı sermaye AKP’den rahatsız. Çünkü MHP ile ittifak yaparak AKP’nin kendi alanlarını daralttığını düşünüyorlar. Öyle de oldu. Gül burada CHP ve İslamcı Sermayenin yan yana gelmesini istiyor. Birbirinize alışın, diyor. Basına yansıyan yat buluşmasının da teması buydu. O görüşmeden Tivniklilerin adı geçti, Erenköy Cemaati'nin. Bu yapı Gül’ün yardımlarıyla büyüdü. Şu an 3 milyar dolar piyasa hacimleri var. Çok zekice bir hamleydi. Gül aslında İslamcı Sermaye’ye şu mesajı verdi: ‘Korkmayın, Erdoğan giderse CHP değil, ben geleceğim.'

-Abdullah Gül’ün İstanbul seçimleri üzerinde etkisi olacağına inanıyor musunuz?

Tabii ki olacak. Ne kadar olacağı tartışılır. İmamoğlu’nun adaylığında etkisi olduğu gibi…

'GÜL'ÜN İMAMOĞLU İSMİNDE BÜYÜK ETKİSİ OLDU'

-Nasıl etkisi oldu?

Gül, Kılıçdaroğlu’na profil olarak isimler sundu. Birisi de Ekrem İmamoğlu. Büyük etkisi oldu. Dediğim gibi mesele İslamcı tabanı ürkütmemek ve CHP ile birlikteliği devam ettirmek. Bu noktada İmamoğlu’ndan Gül ekibinin rahatsızlığı yok. Sadece Muharrem İnce gibi isimlerin İmamoğlu’nun etrafını kuşatmasını istemiyorlar. CHP de bunu engelliyor. İmamoğlu ve İnce Beylikdüzü’nde Cuma namazı sonrası yan yana gelmişti. Hemen müdahale edildi. Hatta daha ilgincini söyleyeyim. İmamoğlu’na şu an çok yakın duran ve solculuğu ile bilinen CHP’lilerden bir isim de yat buluşmasına katılmak istedi. Kılıçdaroğlu ile birlikte geldi, içeri alınmadı.

-Kim bu isim?

-Kim olduğunu yakında siyasette olacak gelişmelerden okuyabilirsiniz. Ama şunu söyleyeyim. Kendisi durumun farkında, dışında kalmak istemedi. Ve kadın olduğu için içeri alınmadı.

-İstanbul seçimlerinin sonucu bütün bunları nasıl etkiler?

Davutoğlu eğer seçimleri Binali Yıldırım kazanırsa Tayyip Erdoğan’ın kendisini silmek isteyeceğini biliyor. Etkisini Saadet Partisi adayı üzerine yoğunlaştırıyor. Gül de aynı durumun farkında. Binali Yıldırım’ın kazanması durumda değişiklik olacağını düşünmüyorum. Diğer durumda ise bizi hareketli günler bekliyor olacak.

-Bülent Arınç ve Abdülkadir Aksu’nun yeniden AKP’de görev almasını nasıl yorumluyorsunuz?

Erdoğan ulufe dağıttı. Ama bahsettiğimiz isimlerin bu ulufeye ihtiyacı yok. Siyasi iradeleri olan isimler, Arınç ve Aksu bahsettiklerimize alakalı isimler hiç olmadılar.