İttihatçı yapı sadece devlette mi?



Artı Gerçek

Memleketin son 100 yıllık tarihi, İttihatçı otoriter şekillenmenin 'doğuşu', 'duvara toslayışı', 'batışı' ve metamorfoza uğrayarak yeniden hayat bulmasının öyküsü gibi…



Türkiye yeni bir seçim atmosferine daha girdi. Yerel yönetim seçimlerine şunun şurasında 3 ay kaldı. Bu kez seçimler çok ciddi bir ekonomik kriz ortamında gerçekleşecek. İktidar koalisyonu, medyasıyla her şeylerin ne kadar da iyi ve yolunda olduğuna dair görülmemiş bir propagandayı olanca arsızlığıyla yürütse de, krizin yansımaları dalga dalga yayılıyor…

Hepimiz kendimizi boğuluyormuş gibi hissediyoruz. Her şey üstümüze üstümüze geliyor sanki. Haydi, hepimiz demeyeyim de toplumun yarısı kadarı bu ruh hali içinde.

Bu ruh hali içinde olanlardan önemlice bir bölümü için ise, mesele bir “Erdoğan sorunu”ndan ibaret… O gitse sorun çözülecek.

Öyle düşünen kesim için, belki de bu doğru.

Çünkü mevcut partilere ve parti yapılarına baktığımızda birçok konuda iktidar koalisyonu ile anlaşıyorlar, uyum içindeler. “Devletimizin beka sorunu” denilince hepsi hizaya geçmiyorlar mı? “Sınır ötesi operasyon” denildiğinde itiraz eden oluyor mu? Örnekler çoğaltılabilir.

* * *

Önceki gün, “İzmir Büyükşehir Belediyesi Ahmet Piriştina Kent Arşivi ve Müzesi” (APİKAM) tarafından her ay düzenlenen 'Kent Söyleşileri' programına katıldım. Konu, gündemle uyumlu seçilmiş anlaşılan.

Tarih Vakfı Başkanı Mehmet Ö. Alkan belgeler ve görsel malzemelerle de zenginleştirdiği "Türkiye'de ilk çok partili seçimler-1908" konusunu olanca sadeliğiyle bir güzel anlattı. Bildiklerimizin bir daha üstünden geçtik, bilmediklerimizi de öğrendik.

İlk parlamento 19 Mart 1877'de Dolmabahçe Sarayı'nda Abdülhamid'in huzurunda yapılan törenle açılıyor.

Gerçeği arıyorduk tabii, 'resmî tarih'in çarpıtma ve uydurmalarının ötesine açıldık haliyle...
Parlamento İstanbul, Sultanahmet Meydanı'ndaki Darülfünun binasında toplanıyor. (Ayasofya ile Sultanahmet Camii'si arasındaki bu bina bugün yok, yanmış. Sadece temelleri duruyor.)

İlk Anayasa (Kanun-i Esâsi) 23 Aralık 1876’da ilan ediliyor.

İlk seçimler 1877'de yapılıyor. İlk çok partili seçimler ise; 1908'de...

O gün bugündür şöyle ya da böyle seçim yapıyoruz.

Mehmet Ö. Alkan hocanın yumuşak üslubuyla anlatarak bir film şeridi gibi gözlerimizin önünden akıp giden tarih 124 yılı kapsıyor…

Bu süreç aslında, tamamen bugün “İttihatçılık” olarak tanımlanan otoriter siyasi şekillenmenin “doğuşu”, “duvara toslayışı”, “batışı” ve metamorfoza uğrayarak yeniden hayat bulmasının öyküsü gibi.

Bir türlü belimizi doğrultamadığımız, sürekli “beka sorunu” diye tanımlanarak, topluma dayatılan ceberrut yönetim şekli de, bu devlete iliklerine dek nüfuz etmiş bu zihniyetin ürünü olarak olanca açıklığı ile sırıtıyor.

* * *

Geçtiğimiz hafta Artı Gerçek’te, Celal ve İnci’nin de çeşitli yanlarıyla ele aldıkları Doğu Perinçek’in 15 Aralık 2018 tarihli Aydınlık Gazetesi’nde yayınlanan “Tarihi karar süreci” başlıklı yazısı, yukarıda sözünü ettiğim bu odağın devlet içine nasıl çöreklendiğini ve R. T. Erdoğan’ın bugünkü pozisyonunu gayet iyi açıklıyor.

Perinçek’in bu yazısı, Türkiye'deki iktidar koalisyonun kimlerden oluştuğuna dair (Perinçek’in fazlaca abartılı 'benmerkezci' bildik tavrını dışarıda bırakarak) bilgileri anlaşılır ifade ediyor.

Benim de epeydir Artı Gerçek internet gazetesindeki makalelerimde iktidar koalisyonunun büyük ortağının 'Ergenekon' koduyla tanımladığım yapı olduğuna dair yaptığım analizleri teyit eder nitelikte...

Yani sorun sadece “Erdoğan sorunu” değil. Onu da içine alan daha büyük çaplı, bir yapı sorunu!

Sözünü ettiğim yazısında D. Perinçek “o yapı”nın içine kendisini de oturtup, paye vererek durumu gayet güzel tanımlıyor :

"...Biliyoruz, bu yazdıklarımızı birçok okuyucumuz dudak bükerek karşılıyor. Anlamakta zorluk var, farkındayız. Çünkü bütün bu olanlar Tayyip Erdoğan’ın yönetimde olduğu bir zamanda yaşanıyor.
İstiklâl Savaşımız da, 1914 yılında padişahların tahtta oturduğu bir zamanda başlamıştı..." "Bu Vatan Savaşına 'Saray Savaşı' diyerek ihanete sürüklenenler, bakınız nerelere geldiler."
"...O mecburiyetlerin o dinamiklerin karşısında kimse duramaz. Türkiye, BOP Eşbaşkanını da alır, önüne katar ve kendi mecburiyetlerinin görevlisi yapar. Bu, Türk Devriminin ve Türk milletinin gücüdür ve başarısıdır...
"

* * *

Niyetim elbette, tabloyu olduğundan fazla karamsar çizmek ve ‘enseyi karartmak’ değil. Meselenin boyutunu iyi kavrayıp, nereye odaklanıp, kafa yormamız gerektiğini iyi analiz edecek çabayı örebilmek için.

Sözün özü; mesele sadece “Erdoğan meselesi” değil.

Mesele, devletin de, tüm siyasal partilerin de içine yerleşmiş, yuvalanmış “bölünme tehlikesi var”, “beka sorunu var” diye diye, sürekli ülkeyi “hayatta kalıp/kalmama” noktasına getiren, “bölücü” politikalar izleyen “ittihatçı” yapıları, zihniyetiyle birlikte tasfiye edebilmekte…

* * *

BONUS: CHP’nin İstanbul Büyükşehir Belediye Başkan adayı, Ekrem İmamoğlu’nun tweeti makalemin ana temasının özeti ve de “bonusu” gibi:

Hoşgörü, merhamet ve tüm inançlara saygı ile yola çıkarken büyük devlet adamımızın manevi huzurunda dua ettim.

İstanbul’u yönetme ideali Fatih Sultan Mehmet’i anlamaktan geçer. Fetih sadece şehri fethetmek değil, gönülleri fethetmektir…