Üç yıl sonra 15 Temmuz



Artı Gerçek

Aradan geçen üç yılda darbenin siyasi sorumlularını ortaya çıkaramayan yargı, siyaseten muhalif olan pek çok kişiyi tutukladı, dava açtı, yargıladı.


Bazı konulara girmek, bazı yazıları yazmak zordur. 15 Temmuz kanlı darbe girişimi üzerine yazmak bunlardan biri. Nedeni bu girişimin yol açtığı sonuçlardan birini kişisel hayatımda bire bir yaşadığım için olabilir.

Son olarak AYM’nin 2 Mayıs 2019 tarihli kararında, “delil” olarak iddianamelere koyulan yazıların, sosyal medya paylaşımlarının “gazetecilik faaliyeti” olduğu tespitine giden yolda, önce terör örgütü propagandasından, sonra terör örgütü üyeliğinden; nihayet anayasal düzeni değiştirmek ve hükümeti devirmek suçlamasıyla iki kere ağırlaştırılmış müebbet suçlamasıyla yargılandım. Üç farklı dönemde tutuklama, tahliye, yeniden tutuklama yeniden tahliye, yeniden tutuklama ve yeniden tahliye derken 465 günüm Silivri Cezaevi’nde mahpus olarak geçti.

Dava sürecinde Anayasa’ya aykırı biçimde “aynı delillerle” açılan iki dava birleşti ve mahkeme tutuklu kaldığım günleri gözetip “pardon” demememek için “üç köşe yazısında” cumhurbaşkanını sert eleştirmek ve kamu görevlerinin görevlerini yapmasına engel olmak nedeniyle terör örgütü üyesi olmamakla birlikte yardım etmekten 1 yıl 13 ay ceza verdi.

Ne yazık ki mahkemenin demediği pardonu, AYM dedi ve yazı ve paylaşımlar nedeniyle tutuklanmamı da, uzun tutukluluk süremi de düşünce ve ifade özgürlünün ihlali saydı.

Hep şuna inandım ve bunu da yazdım, en eksik demokrasi bile darbeden çok daha iyidir. Çünkü eksik demokrasilerde imkanlarınız sınırlı olsa da eleştirinizi ifade edebilme ve demokrasi alanının genişletme için mücadele şansına sahipsiniz. Ama darbede bu şansınız bile olmuyor.

O kanlı darbe girişimi başarılı olsaydı, şu an yapabildiğimiz pek çok şeyi yapma imkanımız da olmayacaktı. Onun için darbe değil daha çok demokrasi, onun için daha çok özgürlük, onun için daha çok eşitlik, onun için daha çok adalet istedik ve istemeye devam ediyoruz.

SORUMLULAR HÂL ARAMIZDA

Bütün bunları çok yazdım ama bir kez daha yazma gereği duydum. Çünkü, beni yazılarım nedeniyle, propaganda yapmaktan üye olmaya, anayasal düzeni değiştirmekten hükümeti ortadan kaldırma suçlamasıyla yargılayanlar; darbe girişimine giden yolun döşenmesine darbecilerin siyasi sorumluları için aradan geçen üç yılda henüz hiçbir adım atmadı.

Darbe girişiminin fiili olarak içinde ve parçası olanların bir kısmı yargılanıp ceza aldı ama darbe sürecine giden yoldaki siyasi ortaklıklara yönelik hiçbir şey yapılmadı. Bu açıdan darbenin sorumluları hala aramızda.

TBMM’de kurulan araştırma komisyonu, gerçekten ne olduğunu araştırmak yerine doktora tezi tadında rapor yazdı. Dahası rapor, CHP’nin koyduğu şerhler nedeniyle de hala tam olarak bitirilip, son hali yayınlanmadı.

Hedef, darbenin siyasi sorumlularına ilişkin belgelerin kayıt altına alınmaması.

MUHALİFLER TASFİYE EDİLDİ

Aradan geçen üç yılda darbenin siyasi sorumlularını ortaya çıkaramayan yargı, darbe girişimini bahane ederek, darbeyle doğrudan bağı, ilgisi, desteği olmayan ama salt eleştirel yazılar yazan, siyaseten muhalif olan pek çok kişiye hukuki takibat başlattı. Tutukladı, dava açtı, yargıladı ve insanlar bir biçimde sindirilmeye çalışıldı.

20 Temmuz’da ilan edilen OHAL sonrasında darbe ile ilişkisi olmayan pek çok kararname yayınladı. KHK’larla yüz binden fazla memur ihraç edildi. İhraçlar bir anlamda sadece siyasi iktidarın değil devletin de “sakıncalı” ve “zararlı” gördüğü memurların tasfiyesi için kullanıldı. Aynı yaklaşımla onlarca dernek, vakıf, gazete, dergi, yayınevi, radyo, televizyon kapatıldı, mallarına el kondu. Bürokraside tasfiye edilenlerin yerine siyasi iktidar ve ortağına yakın isimler atandı. El konulan mallar yok pahasına satıldı.

SİYASAL SİSTEM DEĞİŞTİ

Daha önemlisi OHAL yetkileri ile sadece devlet değil, siyasal alan yeniden dizayn edildi. Siyasal sistem alt-üst oldu. OHAL ile hızlanan Anayasa ihlalleri, hazırlanan yeni anayasa referandumu ile bir anlamda yasal hale getirildi. Anayasa referandumu sonuçları oldu bittiye getirilerek sistem değişti.

Eksikleri olan, bu eksiklerini tartışabildiğimiz parlamenter sistem yerine yapısı, işleyişi, zihniyeti tek adam anlayışına dayanan yeni sistem getirildi.

Yasama, yürütme ve yargı bu yeni sistemde merkezi otoriteye bağlandı. Medyada yaşanan el koymalar ve kapatmalarla siyasi tekelleşme yüzde 95’e çıktı.

Siyaseten eleştirel olan Kürtler, Kürt siyasi hareketi, gazeteciler, akademisyen, hukukçular, bürokratlar “hain”, “öteki”

 “terörist” ilan edilerek kriminalize edildi.

15 Temmuz ile ele geçen fırsat, var olan sistemi rehabilite etmek için değil yeni bir sistem inşasına heba edildi. Demokrasi, hukuk, özgürlük ve adalet rafa kaldırıldı. İktidar kanlı darbe girişimi, ülkenin demokratikleşmesi, özgürleşmesi için değil kendileri için “Allah’ın bir lütfu” olarak gördü ve sonuna kadar kullandı.

Yapılan sistem değişikliğine ve yaptıkları propagandaya rağmen ülke uçmadı tam tersine her gün aşağıya gidiyor ve çakılma riski taşıyor.

SOSYOLOJİK İTİRAZ

31 Mart ve 23 Haziran yerel seçim sonuçları, bu sistemin ve idari yapının işlemediğine ilişkin ilk ciddi bir toplumsal itirazdı.

Buna giden yol siyasi iktidarın kutuplaştırıcı dili ve üslubu ile oldu. Demokrasi ve hukukun ortadan kaldırılması ekonomide büyük krizi beraberinde getirdi. İçerideki zihinsel bölünme ve ekonomik sıkışma, ülkeyi dışarıda yalnızlaştırdı ve sıkıştırdı; bu sıkışma devam edecek.

Sonuç olarak siyasi iktidar 15 Temmuz kanlı darbe girişimini, ülkenin demokratikleşmesi için değil, kendisine eleştirel bakanları tasfiye içi kullandı. 20 Temmuz’da ilan edilen OHAL ile bir anlamda sivil siyasi müdahale yapılarak siyasal sistem değiştirildi.

Üç yıl sonra 15 Temmuz darbe girişimizde baktığımızda gördüğümüz boşluk ve sorduğumuz soru şu; bu darbe girişiminin siyasal ortağı nerede?