HDP'nin yeni dönemi

Partililer, Temelli’nin zor bir dönemi göğüslemeyi kabul ettiğini söylüyor. Temelli, 'kazanacağız' vurgusunun dışında HDP’nin yeni dönemde 'ana muhalefet' kimliğine ilişkin ipuçları vermedi.


CHP’nin, olağanüstü dönemi gerçek muhalif argümanlarla karşılayabilecek ferasete ulaşamadığını gördüğümüz son kurultayı sonrası, “ana muhalefet” merkezini -yapıp yapamayacaklarından bağımsız olarak- HDP’nin göğüslemesi gerekeceği ortada. Barış süreci ile birlikte toplumsal tabana oturan HDP’nin, siyasal ve toplumsal yüksek gerilim hattında “barış” siyasetini çeşitlendirmek zorunda olduğu yeni bir döneme girildi. 7 Haziran öncesi ve sonrasında başına gelmedik şey kalmayan HDP, bir gece öncesinde Ankara’nın soğuk kış gecesine eşlik eden “kongreyi yapabilecek miyiz” kaygısını yıktı ve coşkulu bir kalabalıkla “ben hala varım” dedi. Salonda binler, dışarıda da kayda değer büyük bir kalabalık ile 3. Olağan kongresini tamamladı. Kongre öncesi gözaltı dalgası ve engellere rağmen kongrenin yapılabilmiş olmasının bile  “başarı” olarak yazıldığı bir gerçeğin ortasında HDP.

Türkiye’nin batısına seslenme gücünü de ulaşmış Selahattin Demirtaş’ın adaylığı tartışmalarıyla kongreye gidilse de, salonda buna ilişkin bir gerilim/kırgınlık yoktu. Partinin kılcal damarlarında bu hissedilsede, parti tabanı yani HDP’nin gerçek sahiplerinin kimin aday olacağı ile pek ilgilenmediği bir kongre oldu. Tabii bu Demirtaş’ın “özgül” ağırlığının olmadığı anlamına gelmiyordu. Zira adının ya da görüntüsünün geçtiği her an solanda alkış tufanı koptu.

HDP’nin bir siyasi geleneğin de taşıyıcısı olduğunu da düşünürsek salonda konuştuğum yaşlı ve gençlerin eş başkan adayları konusunda sorularıma “kim gelirse gelsin bizde ayrım olmaz” sözleri bir yere oturuyordu. HDP’nin yaslandığı, en kaba genellemeyle iki farklı sosyolojinin varlığını gösteren çok net bir kare ile karşılaştım kongrede. Uzaktan izlediğim yaşlı bir amca, rulo yapılmış HDP bayrağı koltuk altında, sahneye yakın bir noktada, gözlerinden süzülen yaşlarla pür dikkat bir şekilde her cümleyi her anonsu inançla alkışlıyordu. O yaşlı amca için asıl olan HDP’nin o büyük kalabalıkla kongre yapabilmesiydi. Varlığı ile HDP’nin varlığı arasında kurduğu güçlü bağdı. Adaylar değildi gündemi. Bu kare HDP’nin hassas dengelerine dair de bir şey söylüyordu.

Adaylar sürecinde yapılan konferanslardan Sezai Temelli isminin son onda çıkması herkesi biraz şaşırtmış. Zira ibrenin uzun süre Ayhan Bilgen’den yana olduğu konuşuluyordu. Bileşenler dengesi ile son anda Sezai Temelli isminde uzlaşılıyor. 

Merakla, adayların konuşma performansları beklenirken, sahneye ilk olarak müzakere sürecinin güçlü figürlerinden Pervin Buldan çıktı. Ne yapılacağından çok Türkiye siyasetine ilişkin tespit konuşmalarının yoruculuğunu konuştu Buldan. Adaylık tartışmalarının parti içinde yarattığı durumun hassasiyetinden olsa gerek, kendi konumunu şu sözlerle açıkladı: “Bir bayrağı devralıyorum”.  Zira Demirtaş öncesi ve sonrası karşılaştırmalarının yükü de olası. Buldan partinin “Kürt” kontenjanı adayıydı. Yeni dönemde öne çıkacak ismin o olduğu anlaşılıyor. Ama bunu, “kontenjanın” ağırlığı ile değil, temsiliyetinin genişliği ile açıklamak mümkün.

Sezai Temelli hakkındaki “YEA” eleştirileri ise geride kalacak gibi anlaşılıyor. Zira partililer, Temelli’nin zor bir dönemi göğüslemeyi kabul ettiğini söylüyor. “Stratejik bir kongre olacak, 2018 kritik bir yıl olacak” vurgusu yapan Temelli,  “kazanacağız” genel vurgusunun dışında HDP’nin yeni dönemde “ana muhalefet” kimliğine ilişkin ipuçları ise vermedi.

Demirtaş’ın ağırlığına gelince… Demirtaş’ın ıslak imzalı olarak divan başkanlığına gönderdiği adaylığı kabul etmediği yazısının multivizyonda gösterilmesi adaylık tartışmalarına dair “delilli” son noktaydı. Ama sadece tabanda değil, parti içinde de gücünü koruyan bir isim Demirtaş. Türkiye’nin hem doğu hem batı yüzüne seslenebilme yeteneğine/sözüne sahip bir siyasi figür olarak, PM’ye birinci sıradan girdi. Ancak varlığı sembolik mi kalacak ya da cezaevinde olmasına rağmen görüş/eleştiri ve önerileri PM toplantılarına taşınacak mı soruları kısa gelecekte yanıt bulacak.

HDP’nin siyasi varlığı ile “ana muhalefet” ihtiyacı arasındaki organik ilişki ihtimali bir kenarda dururken, partiye dönük saldırılar ise hız kesmeyecek gibi. Vekil sayısı daha düşebilir, hatta sosyal medyadaki kara kampanyadan şüphelenileceği üzere Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı harekete geçebilir. Kamuoyu yoklamalarının “HDP’nin oy oranı inatçı” verisi doğru ise, siyaseten güçsüz kılma “devlet aklı” devreden çıkmayacak. Ama bütün bu olasılıklara rağmen, o yaşlı amcanın gözyaşlarında dile gelen“varız” gerçeği ise hiç değişmeyecek.

Yazarın diğer yazıları için tıklayınız…