Hem Küçük Amerika, hem Küçük Rusya

Küçük Rusya olacağımızı kimse öngörmemişti, ama onu da olduk. Putin’e karşı çıkmak intiharla eş anlamda. Başkanlığı rakipsiz. Bizde de Erdoğan rakipsiz. Suriye sayesinde daha da rakipsiz.


1950-60 arasının cumhurbaşkanı C. Bayar “Küçük Amerika olacağız” demişti. Tabii, bunu gelişmişlik açısından bir temenni olarak söylemişti.

Gelişmişlik açısından değil ama, saldırganlık ve neoliberalizm açısından olduk.

Diğer yandan, hiç kimseler “Küçük Rusya olacağız” dememişti. Çünkü Çarlık Rusyası Osmanlı’nın, SSCB de TC’nin kabusuydu.

Ama onu da olduk. Demokrasi açısından.

***

ABD’nin dünyanın her yerinde askerî üsleri var. Ama biz de fena gitmiyoruz.

Yandaş medyanın “Türkiye, Osmanlı topraklarına geri dönüyor” diye iftiharla yazdığına göre, devletimizin 10 ülkede askerî üssü var: KKTC (40.000 asker), Suriye (5.000), Irak (2.500), Afganistan (2.000), Kosova (400), Katar (300), Somali (200), Lübnan (100), Azerbaycan (70), Arnavutluk (24). Jenosit’ten tutuklama kararı bulunan El Beşir’in Sevakin adasında da (Sudan) bir deniz üssümüz inşa halinde inşallah.

Bush Doktrini sonucu ABD, kuvvet kullanmayı yasaklayan BM Antlaşması Md. 2/4’ü ihlal ederek Irak’a saldırmıştı. Buna, meşru müdafaa yapıyoruz açısından, “önleyici” (preventive) değil, “önalıcı saldırı” (preemptive) demişti. Yani, ‘şu anda saldırmıyor ama, belli mi olur, bakarsın saldırır’ gerekçesi.

Biz de, K. Suriye Kürtlerini ve nasipse Irak’takileri aynı gerekçeyle engellemek için harekete geçtik. Allah kısmet eder, ABD izin verir, Rusya da destek olursa, Irak-İran sınırındaki Kandil’e kadar gideceğiz. Ama arada arızalar olabiliyor; partnerimiz ÖSO’nun ganimet yağmalarken birbirini öldürmesi gibi.

Trump neoliberal ekonomi uyguluyor. Eski başkan Obama’nın tersine büyük şirketleri daha da semirtiyor, sağlık sigortasını kaldırmaya çalışıyor. Silah şirketlerini halka karşı koruyor.

Biz de inşaat şirketlerini semirtiyoruz. Sağlık konusunda hastalarımız mı daha zor durumda yoksa nöbetçi doktorlarımız mı, tartışılıyor. Savunma bakanımız, 15 Temmuz gecesi TSK’nin silahlarını kayıp ettiğini söylüyor ve kümülatif sayı 106.740 olarak açıklanıyor. Sivillere tanınan yıllık 200 mermi satın alma hakkı artık 1.000’e çıkarıldı ama bunun kadınlarla mı ilgisi var yoksa Halk Özel Harekat (HÖH) denilen “sivil” girişimlerle mi, belli değil.  

Yine de her şeye yetişemiyoruz. Mesela, Çiftlik Bank mavrasında seneler boyu 132.000 kişiden 1 milyar 139 milyon TL ütüp sonunda Uruguay’a tüyen tosuncuğun ancak 3 milyonuna el koyabildik. Üstelik, Bakan Fakıbaba para kaptıranları azarladı: “Adam aldı götürdü. Uyanık olun!”

Döviz fiyatları tutulamıyor. İnsanlar asgari ücretin altında emekli ikramiyesi alıyor. Bu arada, uslu durmamış olanların emekli ikramiyelerine el konuyor. Şubat 2018 tarihli idare mahkemesi kararınarağmen önce buna gerekçe olarak SSK’de de çalıştıklarını gösteriyorduk. Bu tutmadı, Dr. Ö. F. Gergerlioğlu olayında ortaya çıktı ki artık “Seni haklı fesihle atmışlar, ikramiye mikramiye yok” diyoruz. “Haklı fesih” dediği, OHAL KHK’si.

Uzattık, öbür tarafa geçelim.

***

Dedik ya, Küçük Rusya olacağımızı kimse öngörmemişti, ama onu da olduk.

Putin’e karşı çıkmak intiharla eş anlamda. Başkanlığı rakipsiz. Bütün memurlar ağzına bakıyor. Muhalefet namevcut. Rusya İngiltere’de ajan zehirliyor ve tüm Batı’yla fena halde tokuşuyor. Tokuşunca, Ruble ve borsa düşüyor. Ama Suriye’de savaş beyliği yaptıkça oyları yükseliyor.

Bizde de Erdoğan rakipsiz. Suriye sayesinde daha da rakipsiz. Bizde de ana muhalefet partisi CHP Afrin’e büyük destek veriyor. Bizim de tokuşmadığımız Batı ülkesi kalmadı ve kriz çıktıkça döviz fiyatları rekor tazeliyor.

Şükür Allahıma bizde öyle zehirleme falan yok ama, İsviçre’de diplomatlarımız Fethullahçı bir işadamını kaçırmaya kalktı diye bi dedikodu çıktıydı, konuyu Astana’da soran Kazak gazeteciyi Dışişleri Bakanı Çavuşoğlu tersliyor: “Biraz sorduğunuz soruda Fetöcü gibi gördüm sizi”. “Bir bahar akşamı rastladım size” vardı bizim çocukluğumuzda…

Doğal olarak, Rusya üniversiteleri Putin karşısında susta duruyor. Bizde de durduruluyor. Cumhurbaşkanı, LYS’de ilk 100’e giren 66 öğrencinin seçtiği Boğaziçi Üniversitesine sesleniyor: “Milletin değerlerine yaslanamadığı için beklediği yere gelemedi”.  

“İşgalin katliamın lokumu olmaz” diye pankart açan Boğaziçi öğrencilerine hitap ediyor: “Bu terörist öğrencileri kamera görüntülerinden çıkarıp gereğini yapacağız. Onların iltisaklı olduğunu belirlediğimiz hocalarla ilgili olarak da gereğini yaparız”.

Ve ardından: “Bu vatan haini, terörist gençlere bu üniversitelerde okuma hakkını vermeyeceğiz  Ve yine ardından polis üniversiteyi basıyor.

Artık bürokrasi hükümete arıza çıkartamayacak çünkü başbakanlık kalkıyor, RTÜK, TMSF, BDDK ve SPK gibi üst kurullar dahil, genel müdür yardımcılarına varıncaya kadar hepsini Cumhurbaşkanı Erdoğan atayacak.

Barış istemek nedeniyle üniversitelerden atılan binlerce hocanın yeri boş kalmasın diye tedbirler alındı. Doktorayı veren doğrudan doçentliğe başvurabilecek.  Artık “kollokyum” denilen, beş profesör önünde sözlü sınav kalktı; dosya üstünden yapılacak incelemeden geçenler doçent olacak. Yabancı dilden 55 alan da geçmiş sayılacak ve bu sınavı her üniversite kendisi yapacak.

Her üniversite kendisi yapacak derken, bunların önemli bir kısmında yüzlerce mezun, Akademik Personel ve Lisansüstü Eğitimi Giriş Sınavı ALES’e giriyor ve sıfır çekiyor. Örneğin Iğdır ve Ardahan üniversiteleri. Şimdi bu üniversiteler yapacak kendi doçent adaylarının sınavını.  

Ayy içime baygınlıklar geldi vallahi, daha fazla yazamayacağım, bırakıyorum. 

 

Yazarın diğer yazıları için tıklayınız…