Artı Gerçek

İktidarı nasıl kaybedeceklerini gördüler

Almanya’nın Berlin kentinde yapılan konferansa çok farklı görüşten, etnik ve dinsel kökenden gelen Türkiyelilerin katılımı iktidarın ve Saray’dan beslenmeli medyanın yüreğini hoplattı.


İktidar partisi ve ortağı 24 Haziran seçimlerinden bu yana giderek artan bir korkuyu yaşıyor; iktidarı kaybetmek.

Bunun en somut sonucunu 31 Mart yerel seçimlerinde Ankara, Mersin, Adana, Antalya, Bolu gibi kentlerin belediye başkanlıklarını kaybederek gördüler.

23 Haziran İstanbul seçimleri iktidar ortakları için tam bir hezimetti.

Muhalefet bir araya geldikçe iktidarı hızla yitiriyorlardı.

Bu yüzden AKP ve MHP bloğu karşılarındaki muhalefet ittifakını çökertmek için her yer yolu deniyorlar.

İlk bakışta muhalefet bloğunun en yumuşak karnı olarak HDP’yi gördüler. İttifaktaki CHP ve özellikle İYİ Parti’yi yan yana gösterecek her türlü kara propagandayı yaptılar. HDP’yi şeytanlaştırmak için seçilmiş üç belediye başkanının yerine kayyım atadılar, devlet eliyle partinin Diyarbakır il binası önünde çocukları kaybolmuş annelere açıkça eylem yaptırıyorlar.

Bir yandan bu süreç işlerken diğer yandan da İYİ Parti’yi iktidar bloğuna katmak için olmadık oyunlar tezgâhlamaya başladılar.

İYİ Parti bir yandan gözünü merkeze dikmiş. Diğer yandan da içinde çok sayıda ülkücü gelenekten gelen kadrolar var. Zaman zaman bu kadroların çekişmeleri parti dışına kadar taşıyor.

Bir yandan AKP’nin, diğer yandan MHP’nin elini içine soktuğu İYİ Parti’yi iktidar bloğuna çekmek için devletin içinden de çeşitli oyunlar tezgâhlanıyor.

İYİ Parti’nin Millet İttifakı içerisinde kalıp kalmayacağı, Cumhur İttifakı’na doğru dümen kırıp kırmayacağı bugünlerin en çok tartışılan konusu.

İYİ Parti Sözcüsü Yavuz Ağıralioğlu ilginç bir açıklama yaptı önceki gün:

“Millet İttifakı’na Katolik nikahı ile bağlı değiliz… Her politikasını beğensek CHP’li oluruz… CHP, HDP ile devam edeceğim diyebilir, ama biz bu bileşen içinde olmayız.”

İYİ Parti’nin kuruculuğunu, genel başkan yardımcılığını, milletvekilliğini yapan Durmuş Yılmaz bu haberi alıntılayarak sosyal medya hesabından “Ne oluyor” diye sordu.

İYİ Parti’nin il yöneticilerinden ve milletvekili adaylarından olan Levent Özeren bu gelişmeler üzerine parti içindeki çatışmaya başka bir yaklaşım getirdi:

“İYİ Parti gemisi Meral Akşener’in kaptanlığında okyanusta yol almak için inşa edildi. BBP zihniyetinin kayığı ile Kültürpark’ta, yapay gölde gezmek için değil!”

Önceki gün parti sözcüsünün Millet İttifakı’na yönelik sözlerini Akşener düzeltmek zorunda kaldı:

“Sayın Erdoğan Cumhurbaşkanlığı sisteminden vazgeçer de parlamenter sisteme yönelik bir adım atılırsa o zaman bambaşka bir Türkiye ile karşılaşacağız. O günün şartları neyi getirir bilmiyoruz, ben onu söylüyorum, ama bugün yapılan işbirliğinin sürdüğünü söyleyebilirim.”

Yani Akşener “şimdilik” Millet İttifakı’nın içinde olduğunu söylüyordu.

Kadın gazetecilerle buluşmasında “Neden tüm tartışmalar İYİ Parti üzerinden yürütülüyor” sorusuna “İYİ Parti anahtar partidir” yanıtını vermişti Akşener.

Bunun üzerine Saadet Partisi Genel Başkanı Temel Karamollaoğlu da çok manidar bir şekilde “Anahtar var, maymuncuk var” demişti.

Bu arada AKP’den ayrılan Ali Babacan’ın ekibi de İYİ Parti’nin tercih edeceği yol haritasını ellerini ovuşturarak izliyor. Çünkü İYİ Parti tercihini Cumhur İttifakı’ndan yana yaparsa Babacan ekibinin gözünü diktiği merkez sağ kulvar tamamen boşaltılmış olacak.

İşte var olan ittifakların akıbetinin ne olacağı tartışılırken Almanya’nın Berlin kentinde çok dikkat çekici bir konferans gerçekleştirildi; Demokratik Türkiye İçin Toplumsal Sözleşme Arayış Konferansı.

Bu konferans için çağrı yapanlar çok geniş siyasal, etnik, dinsel ve mezhepsel yelpazeyi oluşturuyordu.

Avrupa’da yaşayan gazeteciler, sanatçılar, aydınlar, akademisyenler, siyasetçiler… Türkler, Kürtler, Çerkesler, Ermeniler, Karadenizliler, Süryaniler… Müslümanlar, Hristiyanlar, Aleviler… Sosyal Demokratlar, Kemalistler, Marksistler, Liberaller, Muhafazakâr Demokratlar…

Düzenlenen panelin konuşmacıları da CHP Milletvekili Ali Şeker, HDP Milletvekili Mithat Sancar, Saadet Partisi Milletvekili Cihangir İslam…

Ancak yayınlarından, haber verme biçimlerinden anlaşılan o ki, Aydınlık’ından Yeni  Şafak’ına, a Haber’inden Türkiye gazetesine kadar bütün yandaş medyayı ürkütmüştü bu denli geniş bir yelpazenin bir araya gelmesi.

Saray’dan beslenmeli medyaya göre “Şer İttifakı”ydı bu rengarenk bileşim. İçlerinde “Kirli İttifak” diye niteleyenler de vardı. Saray’ın medyasına göre “FETÖ”cüler, Geziciler, “sözde akademisyenler” ve PKK’ye yakınlığıyla bilinen isimler bir araya gelmişti.

Üstünkörü izledikleri, bir muhabirlerini bile göndermedikleri konferans hakkında sadece karalayıcı haberler vermediler, iyi izlemedikleri için oldukça vahim hatalar da yaptılar. Konuşulmayanı konuşulmuş gibi, katılamayanları katılmış gibi de gösterdiler.

Ama ikinci gün konferansa katılanlar arasında biraz düşük bir profille de olsa İYİ Parti temsilcisinin katıldığını öğrenemediler, resmen haber atladılar.

Bazı yandaşlar “Darbe planı yapıyorlar” diye yazacak kadar gözünü kararttı. Çünkü toplantı herkesin kolaylıkla girebildiği bir otelin salonundaydı ve en az birkaç televizyon kanalı olarak canlı veriliyor, Alman medya organları da dahil birçok gazeteci izliyordu. Yani böylesine aleni bir darbe planına herhalde dünya ilk defa tanık oluyordu. Ama işte insanın gözü yandaşlıktan bir kere kararmasın…

Saray’dan beslenenlerden biri hızını alamayıp başlığı çekmiş:

“CHP, HDP, FETÖ ve SP işbirliği ayyuka çıktı! Ana tema Erdoğan’a düşmanlık.”

Oysa iki gün boyunca onlarca kişinin konuştuğu konferansta Erdoğan’ın adı birkaç kez ya geçti ya geçmedi. Çünkü konferansın ağırlık noktası Türkiye’nin bugününden çok Türkiye’nin yarınıydı. Hatta özellikle yarınıydı. Anlaşılan o ki Türkiye’nin yarınında Erdoğan’a pek yer yoktu ve bu yüzden adı doğru dürüst geçmemişti.

Hatta bu olgu sonuç bildirgesinde de şu cümlelerle ifadesini buldu:

“Bizi buluşturan şey, bizi düşman ilan edenlere düşmanlık değildi; ülke sevgimizdi, demokrasi inancımızdı, özgürlük tutkumuzdu, barış talebimizdi, eşitlik ısrarımızdı, adalet ihtiyacımızdı, hak mücadelemiz, kardeşlik sözümüzdü.”

“Nasıl yaşıyoruz’un ötesine geçip ‘nasıl yaşamalıyız’ı birlikte hayal ettik” denilen bildirinin finali de gerçekten iktidar medyasını da iktidar ortaklarını da ürkütecek cinstendi:

“Savaşa karşı barışı, korkuya karşı cesareti, dayatmaya karşı tartışmayı, çatışmaya karşı uzlaşmayı, çürümeye karşı yenilenmeyi, kutuplaşmaya karşı kucaklaşmayı, tektipleşmeye karşı çoğulculuğu, erilliğe karşı eşitliği, otoriterliğe karşı demokrasiyi ve hukuk devletini savunma mücadelesinde biz de varız, yan yanayız, kararlıyız.”

İşte iktidarın ve yandaşlarının en çok korktuğu şey olmuş, farklı renklerden, siyasetlerden, partilerden, düşüncelerden, dinlerden, etnik ve mezhepsel kökenlerden gelenler yan yana ve kararlı bir şekilde geleceğin Türkiye’sinde “nasıl yaşamalıyız” sorusuna yanıt arıyorlardı.

Korktukları için çok saldırdılar, kriminalleştirmeye çalıştılar, iftira attılar, karaladılar. Çünkü bu yan yana gelişte iktidarı nasıl kaybedeceklerini gördüler.

Yazarın diğer yazıları için tıklayınız…