Artı Gerçek

Seçime doğru...

16 Nisan'da 'hayır' diyenler için asıl mesele, bu yetkileri kimin kullanacağı değil, bu yetkilere kimin, nasıl en kısa sürede son vereceğidir.



Milletvekili ve Cumhurbaşkanı seçimlerine bir hafta kaldı. İlk defa genel oyla aynı seçimde hem milletvekilleri, hem de Cumhurbaşkanı seçilecek.

Üstelik bu seçimde ilk kez partiler tüzel kişiliklerini koruyarak iki ayrı 'ittifak' adı altında seçime girecekler.

Seçmenler, doğrudan ittifaka yahut ittifak adı altında seçime giren partilerden ya da ittifaklar dışında kalan partilerden birine oy verecekler. İki partinin adı iktidarın (Cumhur), üç partinin adı muhalefetin (Millet) ittifakı bloklarında yer alacak. Ayrıca üç partinin de ittifakların dışında oy pusulasında adı bulunacak. Cumhurbaşkanı adaylarından biri için de oy kullanıp, iki pusulayı aynı zarfa koyacaklar.

Karışık bir seçim

İttifak için bu kez uygulanan yöntem Türkiye için yeni ve ilk. Seçimde iptale yol açabilecek çok usul eksikliği ve yanlışlık olacak gibi. Ayrıca geçen halk oylamasında büyük tartışma konusu olan 'mühür' sorunu da, bu kez yeni çekişmelere yol açacak gibi görünüyor.

Türkiye, 1946'dan buyana 70 yıldır çok partili sistem içinde seçim yapıyor. Benim gözlemim, yurttaşlar her seçimde oldukça büyük bir sağduyu ile oy kullanmayı başarıyor, ama siyaset ve devlet görevlileri, yurttaşların kullandığı oyu, aynı sağduyu ile saymayı, sandıktan çıkarmayı başaramıyor.

Seçim yapmayı biliyoruz, sayım yapmayı bilmiyoruz.

Sandık başında doğabilecek sorunların büyük tartışma ve asıllı / asılsız söylenti ve ihtilaflara yol açmaması için, seçime katılan bütün tarafların her sandıkta, ilk oy kullanılmadan önce hazır bulunması, kuralların tutanağa bağlanması ve son oy sayılana kadar da tüm süreci kayda geçirmesi son derece önemli. Bunlar yapılmadan yapılacak soyut itirazların önemi de, geçerliği de olmayacak.

Bir aydan önce (10 mayıs 2018) burada yazdığım bir yazıda 'Seçim Ortada' başlığı ile öngörülerimi özetlemeye çalışmıştım. Hala aynı kanıdayım.

Aradan geçen yaklaşık kırk günde büyük bir değişiklik olduğunu düşünmüyorum. Kampanya boyunca muhalefet daha atak, iktidar ilk defa savunmada ve daha yorgun bir görüntü verdi. Makasın daralmasına karşın sonucun ne olacağı hala belirsiz.

Sistem Eleştirisi Önemli

Muhalefetin kampanyasında bence temel sorun, adayların süreç içinde sistem eleştirilerini ikinci plana bırakıp kişi eleştirisinin kolaycılığına ve coşkusuna kapılmaları. Öne çıkan Cumhurbaşkanı adayları, seçilirlerse, nasıl ve hemen 16 Nisan değişikliklerine son verip kuvvetler ayrılığına, hukuk devletine, çoğulcu demokrasiye geçileceğini anlatmak yerine, Cumhurbaşkanı yetkilerini nasıl kullanacaklarını anlatıyorlar.

İktidar emekliye bayram ikramiyesi mi verdi? Onlar bu ikramiyenin miktarını arttırıyor, biri gençlere, öteki işsizlere para dağıtıyor. Uluslararası ilişkileri tek iradeyle yönetiyor, yetkileri birkaç yıl kullanmaktan söz ediyor, birkaç ayda birkaç kurumu düzeltiyorlar. Türkiye siyasetinin ana damarı olan popülizm, bu kampanyada yine baş rollerde, bütün kürsülerde ve bütün alanlarda.

Oysa, 16 Nisan değişikliklerine 'hayır!' diyenler için ve Türkiye demokrasisi için asıl mesele, bu yetkileri kimin kullanacağı değil, bu yetkilere en kısa zamanda kimin, nasıl son vereceği. Çünkü, 16 Nisan yetkileri ile kuvvetler ayrılığı, hukuk devleti, -parlamenter yahut başkanlık, adı ne olursa olsun- çoğulcu demokrasi olmaz, olamaz!

Kampanya, popülizm ve particilik ana kulvarlarında ilerleyince, sistem eleştirisi yerine kişisellik öne çıkınca, particilik yeniden yükseliyor. Yurttaşlar partiler dışı ve üstü bir Cumhurbaşkanı arayışı yerine, kendi siyasi görüş ve kendi partilerinin adayı çevresinde daha bir coşkuyla toplanıyorlar. Ama bu coşkunun, en büyük partinin adayının, 'partici olmaktan kaynaklanan tartışmalı konumuna' meşruluk kattığı ve onun çevresini katılaştırdığı galiba biraz görmezden geliniyor.

Öte yandan, ittifak yasasının sağladığı barajı aşma olanağının Meclis aritmetiğini önemli ölçüde değiştirebileceğini söylemek mümkün.

Daha önce baraj umutsuzluğu yüzünden büyük kümelere giden oylar, bu kez asıl sahiplerine gidecek. Çünkü bir seçim bölgesinde bir partinin hatırı sayılır oy alması, baraj sorunu olmadan milletvekili çıkarması mümkün. Bu açıdan örneğin Saadet Partisinin, iktidar tabanında önemli bir gedik açacağı görülüyor.

Ancak, Meclis aritmetiğinin muhalefet lehine esaslı biçimde değişmesi asıl HDP'nin alacağı sonuca bağlı.

HDP barajı geçemezse, hem Türkiye siyasetinin önemli bir kanadı Meclis'te temsil olanağı bulamayacak, hem de yoğun oy aldığı illerde muhtemelen kendisinden sonra gelen parti, hak ettiğinden fazla milletvekili çıkaracak.

Bu açıdan HDP'nin barajı geçmesi, Türkiye seçmeninin sorunları Meclis'te ve demokrasi içinde çözmek adına ortaya koyduğu kararlı iradenin ve yönetimde değişim isteğinin ifadesi olacak. Önümüzdeki günlerde HDP'yi seçmen gözünde zor durumda bırakacak ve baraj altına itecek kıştırtıcı olay ve tuzaklara karşı duyarlı ve sağduyulu olmak gerekiyor.

Seçimin, Türkiye demokrasisi için yeni umutlar üreten ve umutları gerçeğe dönüştüren yeni bir sürecin başlangıcı olmasını diliyorum.

Bayramınızı kutluyorum.

Yazarın diğer yazıları için tıklayınız…