Artı Gerçek

Emni Sor'da gözyaşlarınız hem acı hem kızgınlığın işareti olabiliyor

Süleymaniye’de Emni Sor'u gezince duygulanmamak mümkün değil. Ancak kapıdan çıkınca bunca bedele rağmen hala bir arada olmayı başaramayanları görünce bir kızgınlık duygusu da beliriyor.



Süleymaniye, Güney Kürdistan’ın en kadim şehirlerinden biri. Kente girdiğiniz ilk andan itibaren bunu fark edebiliyorsunuz. Kentin kendi adıyla anılan üniversitesi de Irak’ta Bağdat’tan sonra ikinci büyük üniversite. Yüzlerce bilim insanına ev sahipliği yapan bu üniversite, 1991’den günümüze açılan çokça özel ve devlet üniversitesine rağmen hala öğrenciler için en cazip üniversitelerden biri. Türkiye’nin ODTÜ’sü gibi bu üniversiteden mezun olanlarda kendilerini ayrıcalıklı hissediyor.

Süleymaniye’nin tarihi yerleri de, mesire alanları da, Kürdistan bölgesinin diğer yerlerine nazaran 4 mevsimi daha belirgin yaşayan coğrafyası da bir makalenin boyutlarına sığmayacak kadar geniş. Ancak tüm bu özellikler Süleymaniye’ye, kasabalarına başka bir özellik daha katmış çünkü bu kent, Kürt özgürlük mücadelesinin de nirengi noktalarından biri. Kürdistan’ın Bahdinan bölgesinde Amediye ve Barzan ne ise Soran bölgesinde de Süleymaniye kent merkezi başta olmak üzere Halepçe (eskiden Süleymaniye’ye bağlı bir ilçeydi. Şimdi ise il statüsüne alındı ve bu statü Irak parlamentosu’nun ayak diremesine rağmen Bağdat tarafından da onaylandı) Ranya, Qadisiye yani şimdiki adıyla Raperin de odur. İşin özü Süleymaniye hiç boyun eğemedi, hep baş kaldırdı. Çokça bedel de ödedi.

Süleymaniye’nin bu özelliğini Saddam döneminden kalma Emni Sor’dan (Kızıl Emniyet) da anlamak mümkün. Adını yapımında kullanılan kızıl tuğlalardan alan Emni Sor, Saddam döneminin en ünlü işkence merkezlerinden biriydi. 1991’de Kürdistan bölgesi Kürtlerin yönetimine geçtikten sonra bu işkence merkezi uzun dönem duvarlarındaki 1991 ayaklanmasının mermi izleriyle birlikte yıkık dökük kaldı.

Süleymaniye’ye her gelişimde Emni Sor’a mutlaka giderim. İlk 1994’te gitmiştim. Orada Saddam’ın işkencelerine maruz kalanlar boş duvarlar arasında kendilerine neler yapıldığını, hangi odanın ne amaça kullanıldığını, kadınların, çocukların nerelerde kaldığını anlatırlardı. Uzun aradan sonra 2014 yılında tekrar Süleymaniye’ye gittiğimde Emni Sor artık bir müzeydi. Celal Talabani’nin eşi, KDP’nin ilk kuruluşundaki kadrolardan İbrahim Ehmed’in kızı, KYB'nin önemli yöneticilerinden biri olan Hêro Talabani’nin çabalarıyla Emni Sor, tek bir yerine bir çivi dahi çakılmadan önemli bir hafıza merkezine dönüştürülmüştü.

Emni Sor’un kapısından içeri ilk girdiğinizde yol sizi Enfal kurbanlarının anısına yapılan hafıza merkezine götürür. İçeri girdiğinizde meseleyi bilmiyorsanız ne ile karşılaştığınıza ilkin şaşırırsınız. Emni Sor’daki bu merkez duvarlarında binlerce kırık ayna olan koridorlar ile tavanda yanan küçük ampullerden oluşmuş bir yerdir. Ancak Kürdün acısından haberdarsanız bu görüntü kısa zamanda zihninizde neyin şekillendirilmek istendiğini anlatır size.

Enfal’ın 182 bin katledileni vardır. Bu sürede de 4 bini aşkın köy yerle bir edilmiştir. Enfal’in anısına oluşturulun bu merkezde de tam 182 bin ayna vardır. Tavanda yanan küçük ampullerin sayısı ise 4 bindir.

Her baktığınız aynada aynanın hangi Enfal kurbanını resmettiğini göremezsiniz, bunun yerine kendinizi görürsünüz. Katledilen sizsiniz çünkü. Tavana baktığınızda yanan her ampul ise sizin köyünüzdür. Burada sadece aynalar ve ampuller vardır.

Emni Sor’un diğer bölümlerinde Saddam döneminin işkence merkezleri, hücreleri, kadın, erkek ve çocuk koğuşları var. Emni Sor müze olarak düzenlendikten sonra buraların orijinal haline dokunulmamış. Hücre ve koğuş duvarlarında dönemin tutsaklarının, idam edilip kurşuna dizilenlerinin yazdıkları hala duvarlarda olduğu gibi duruyor. Bunlar bozulmasın diye üzerleri şeffaf koruyucular ile kaplanmış. Tüm işkence aletlerini de, işkencelerin nasıl yapıldığını anlatan heykelleri de bu bölümde görmek mümkün.

Eğer Türkiye’de bir işkence merkezinde kalmış, sorguda uzun süre geçirmiş iseniz burada göreceğiniz hiçbir şey size yabancı gelmeyecek. Eğer geçmişinizde sorgu ve zindan var ise işkence merkezlerinin ne kadar birbirinin aynı olduğunu, ne kadar birbirine benzer şeyler yapıldığını Emni Sor’da bir kez daha yaşamanız mümkün. Emni Sor bu yönüyle tüm geçmişinizi, bir kez daha gözlerinizin önüne getiriyor. Eğer bunları yaşayanlardan değilseniz insanların bugünlere hangi ceremelerden geçerek, hangi bedelleri ödeyerek geldiğini görebilirsiniz orada.

Emni Sor’a bu gidişimde daha önce olmayan bölümler de eklenmişti. Kültürel temalar, silahlı mücadele döneminin ilk mavzerleri, silahları, Kürdistan’ın önemli şahsiyetlerinden Şeyh Mahmut Berzenci’ye ait özel eşyalar ile onun balmumu heykelini daha önce de görmüştüm. Bu kez Yılmaz Güney anısına yapılan köşenin önünden geçtikten sonra üst kata çıkmaya hazırlanırken merdiven başında gördüğüm televizyondan yayınlanan haberler ile o köşedeki fotoğraflar, kameralar, fotoğraf makineleri dikkatimi çekti. Merdivenin hemen yanıbaşındaki bu alan, 2014’ten sonra Rojava ile Kürdistan bölgesine saldıran IŞİD’in katlettiği Kürt gazetecilerin anısına hazırlanmış. Açık televizyonda da katledilen gazetecilerin sunumları vardı. Sunumu olmayanların da haberleri geçiyordu ekrandan. Hiç ayrım yapılmamıştı. Herkese yer verilmişti.

Merdivenleri çıktığınızda karşınıza bu kez binlerce fotoğraf çıkıyor. Neredeyse tümü genç kadın ve erkeklerin fotoğraflarını görünce Rojava’da, Kürdistan bölgesinde IŞİD’e karşı nasıl amansız bir mücadele verildiğine bir kez daha tanıklık ediyorsunuz. Peşmergesi, gerillası, YPG ve YPJ savaşçısı ile binlerce gencin fotoğrafını gördüğünüz bu alanda gözlerinizin dolmaması, yüreğinizin beyninizi esir almaması mümkün değil.

Bir başka bölüm de kara mayınlarının sergilendiği alandı. Elbet burada amaç kara mayınlarını tanıtmak değil. Kürdistan bölgesine Saddam döneminde döşenmiş ve aradan 30 yıla yakın zaman geçmesine rağmen hala can alan bu mayınların sergilendiği bölümde, kara mayınlarının mağdurlarının fotoğrafları ile bu mayınları sökmek için gönüllü çalışırken yaşamını yitirmiş insanların öykülerini görebiliyorsunuz. Bu kesimin bir bölümünde de havan toplarının içine çiçek konulmuş ve öyle sergileniyor.

Süleymaniye’nin bu önemli merkezini gezince duygulanmamak mümkün değil. Doğru. Ancak kızmamak da mümkün değil. Bu kadar ağır bedelin ödendiğine bir kez daha tanıklık ettiğiniz bu merkezden çıktığınızda yaşamın tüm gerçekliği sizi bir kez daha vuruyor. Ne oldu da Kürtler bunca ağır bedele rağmen hala bir araya gelip ortak bir siyaset belirleyemiyorlar? Ne oldu da bu bedel ödeyenleri Emni Sor’da hafızamıza yeniden yeniden kazanlar Kürdistan bölgesinin neredeyse yarısını altın tepside kendilerine bu alçaklıkları yapanlara teslim ettiler? Neden Afrin işgalcilerin postalları altında ezilirken, ÖSO’cular kadınlara tecavüz edip halkın malını mülkünü talan ederken bir araya gelip Afrin için, Kerkük için ortak bir ses çıkaramıyoruz?

Bu ve daha birçok soru kapıdan çıktığınızda beyninizi kemiriyor.

Dahası var.

Daha önceki izlenimlerimde demiştim. Bahdinan bölgesinde yani KDP’nin denetimindeki bölgede Türkiye istihbaratı ne kadar etkin ise Soran bölgesinde yani KYB’nin denetimindeki bölgede de İran istihbaratı o kadar etkin.

Emni Sor’u gezip çıktıktan sonra haliyle insan düşünmeden edemiyor: Cadde ve sokaklarımızı İran ve Türkiye istihbaratının yolgeçen hanına çevirmesine, sokaklarda insan katledip kaçırmasına da mı canı yanmaz Kürtleri yönetenlerin, Kürtler adına söz söyleyenlerin?

Kürdistan’ın güneyine bu gidişimde 15 güne yakın kaldım. İzlenimlerimi de 2 haftadır yazıyorum. Okuyanlardan bazıları birine, bazıları da diğerine tepki gösterdi. Olabilir. Doğaldır. Bu son bölümle birlikte şunu söyleyip bitireyim: Gördüklerimi yazdım. Anlatılanları, duyduklarımı hatta bunların sadece bir kısmını yazdım. Yazamadıklarım da vardır mutlaka ama yazamayacaklarım da var. Kendi penceresinden bakıp tepki gösterenlere sözüm yok. Elbet bende kendi penceremden baktım ama emin olabilirsiniz ki bunca acıyı yaşamış Kürtlerin kendi kaderlerini birlikte belirlemek için bir arada olmalarını istemekten başka hiçbir öznel hesabın içinde olmadım. Çünkü bu tanıklıkların, gözlemlerin önemli olduğuna inanıyorum.

Emni Sor'da işkence görenlerin duvarlara yazdıkları yazılar

Enfal'den geriye kalanlar

Emni Sor'da işkence gören ana ile çocuğunun temsili heykeli

Emni Sor'da işkencenin temsili heykeli

Emni Sor'da sergilenen kültürel öğeler

Şeyh Mahmut Berzenci'nin balmumu heykeli

Emni Sor'da sergilenen peşmergelere ait eski dönem silahları

Emni Sor'dan bir koğuş görüntüsü

Kobani direnişini temsil eden köşe

 

Yazarın diğer yazıları için tıklayınız…