Artı Gerçek

Böylesine bir talanı düşman bile yapmaz

Neoliberalizme teslim olmuş liderler başımızda olduğu sürece savaşa, düşmana zaten ihtiyaç yok. Kendi elimizle kendi sonumuzu getiriyoruz, hızla.


Tatilde “hafif” kitap okumak adettendir... Gerçi o bile kalmadı. Aç Insta’yı kim nerede tatil yapıp poz vermiş, ne giymiş, takip ederek saatler geçsin. Zaten yeterince felaket haberi var, kafayı dağıtalım, iyice hafifleyelim...

İyi de nereye kadar? Bu kadar kıymetli, kesintisiz bir zaman dilimini niye farklı değerlendirmeyelim?

Bu yazı, kendi arka bahçemizde bile gözlemleyeceğimiz yok oluşu öğrenmek isteyenlere gelsin. 2016 Pulitzer ödüllü “Altıncı Yok Oluş” son zamanlarda okuduğum en bilgilendirici ve aynı zamanda düşündürücü kitap. Türkçesi Okuyan Us Yayınları’ndan çıktı, İdefix’ten bulunabilir.  

“Altıncı Yok Oluş” kitabının yazarı, gazeteci Elizabeth Kolbert, Dünya’nın neredeyse her yerine seyahat ederek, bilim insanlarının çalışmalarına eşlik ederek insan eliyle gelen, hatta gelmiş olan felaketi akıcı bir dille, ajitasyon yapmadan anlatıyor.

Hoş, konunun kendisi yeterince ajite edici.

Kolbert, korkunç kayıpların dünyanın her yerinde yaşandığını belirtiyor: Güney Pasifik’ten Kuzey Atlantik’e, göllerden adalara, dağların tepesinden ovalara...

Mercan kayalıklarının üçte biri, memelilerin dörtte biri, her üç köpekbalığından biri, sürüngen nüfusunun beşte biri ve kuşların altıda biri yok olmak üzere.

Diğer tarafta bana ne diyen, umarsızca tüketen, doğal kaynakları sonsuzmuş gibi hor kullanan insanlık...

50 YILLIK YANLIŞ HESAP

Bilimsel verilere dayansa da felaket senaryoları ters etki de yaratabiliyor. Kanıksıyoruz, önemsemeyi bırakıyoruz. Dinlemek, görmek istemiyoruz.

Peki Grönland’da buzullardan kopup güldür güldür akan suların görüntüsüyle karşılaşınca durumun vahametini anlayabiliyor muyuz?

NASA, Ağustos’ta Grönland’da 55 milyar ton buzun sadece beş günde eridiğini açıkladı. Temmuz ayındaysa toplam 197 milyar ton buz eriyerek denizlere dökülmüştü...

Bu boyutta bir erimenin 50 yıl sonra gerçekleşeceği hesaplanıyordu. Arktik (Kuzey Kutup dairesinin üzerinde kalan bölge) dünyanın geri kalanına göre iki misli daha hızlı ısınıyor. 2030’da buzulların tamamı eriyecek. Normalde yaz ayında en yüksek su sıcaklığının en fazla 10 derece olduğu bir iklimdeki bu değişim, tek kelimeyle dehşet verici.

Geçenlerde Batı Alaska’daki nehirlerde binlerce somon, su ısısının artması nedeniyle toplu halde öldü. Üstelik somon, son derecede dayanıklı bir balık türü.

Binlercesinin toplu ölümü, bölgedeki daha hassas canlılar için yok oluş anlamına gelebilir.

Anlamamakta ısrar ettiğimiz gerçek, tüm gezegenin, insanlığın bu hızlı değişimden payını alacağı.

“ÇEVREYİ KORUMAK İÇİN İKİ GÜNDE BİR GAZ ÇIKARIN”

Felaketlere paralel felakette, daha doğrusu felaketleri hızlandıran beceride liderlerin yükseldiği bir çağda olmamız, ne büyük dram...

Misal, Brezilya’nın Trump’ı ünvanını elde eden yeni Başkan’ı Jair Bolsanaro, Amazon ormanlarını ve yerli halkı mahveden projelere imza atarken şöyle bir ‘espri’ yapabiliyor:

“Çevreyi korumak istiyorsanız iki günde bir gaz çıkarın”.

Ne alakası var diyeceksiniz... Metan gazının atmosfere salınmasının iklim değişikliğini hızlandırdığı biliniyor, bu nedenle büyük baş hayvancılık endüstrisine de kısıtlama getirilmesi tartışılıyor ya... Jair efendi dalga geçiyor aklınca.

Türkiye’ye gelelim...

Ülkenin en zengin ekosistemlerinin amansızca talan edildiğine, satıldığına dair her gün başka bir haber çıkıyor. Bir o kadarı da hiç gündeme gelmiyor.

Kaz Dağları’nda faaliyete başlayan altın madenine karşı bir kamuoyu oluştu. Su ve Vicdan Nöbeti sürecek, haftasonu muhtemelen binler yine bölgeye gidecek.

Ne yazık ki Kaz Dağları’nda birden fazla vahşi madencilik ve enerji projesi gündemde. Sadece Çanakkale’de 12 termik santral planlanıyor. Çanakkale Barosu Çevre Komisyonu Başkanı, avukat Ahmet Ozan Yılmaz, Ağı ve Kirazlı Dağı’nda dört, Çanakkale’de ise 34 davanın sürdüğünü aktardı.

Akıl alır şey değil. İçme suyundan ormanına, ülkenin en bereketli coğrafyalarını zehirlemek, düşmanın bile aklına gelmez. Neoliberalizme teslim olmuş liderler başımızda olduğu sürece savaşa, düşmana zaten ihtiyaç yok. Kendi elimizle kendi sonumuzu getiriyoruz, hızla.

Yazarın diğer yazıları için tıklayınız…