Artı Gerçek

'Her sandıktan CHP'ye bir oy çıkardık mı hırsızlık olmaz'

CHP Milletvekili Ali Haydar Hakverdi yerel seçim hazırlıklarını, sandık güvenliği için alacakları tedbirleri ve 24 Haziran'dan çıkardıkları dersleri Artı Gerçek'e anlattı.



Seran VRESKALA


ARTI GERÇEK – Çok sayıda milletvekili ile bir araya gelmeme rağmen, bu defaki söyleşi için ilk kez Meclis'e girdim. Girişe görüşeceğiniz kişinin sizin isminizi ve kimlik numaranızı vermesi gerekiyor. Meclis binası tam teşekküllü bir hastane binasına benziyor. Vekil odalarına özen gösterilmiş olsa da danışman odaları klasik bir devlet ofisi gibi beyaz, ruhsuz ve sıradan, yani çok sıkıcı. Vekillerin yemekhanede çıkan yemekler için hesap ödemeleri beni şaşırttı açıkçası. Birkaç yemekhane var; biri sadece vekillere, diğeri vekil ve misafirlerine, diğerleri de misafir ve personellerine ayrılmış. Misafirlere ayrılan bir nevi aşevi gibi; dışarıdan sadece yemek için gelen bir sürü misafir gördüm. Çoğu da başı örtülü misafirler… Vekil Hakverdi’yi hem takım elbiseli hem spor kıyafetli göreceksiniz fotoğraflarda; çünkü çok yoğun olduğu için söyleşiyi iki güne böldük; ilkinde röportaj yaptık, ikincisinde kendisiyle ilgili bilgiler aldım.

Öncelikle Meclis'in en genç ve en uzun vekillerinden; TBMM’nin 25’inci Dönem açılış töreninde milletvekili yemini sırasında sol yumruğunu kaldırıp, sağ elini kalbinin üzerine koymasıyla büyük yankı uyandırmıştı. Meclis'te de çok aktif; katılması gereken her toplantıya, komisyona, planlamaya katılarak verilen görevi hakkıyla yerine getirmeye çalışıyor. Milletin temsilcisi olarak kapısı herkese açık; danışmanı Işık Bey gelenlere çok özen gösteriyor ve gerekiyorsa vekille mutlaka görüştürüyor. Sabah 10’da başlayan bütçe komisyonu gece 10’a kadar sürüyor ve eğer işiniz önemli ve acilse size gereken zamanı ayırmaya çalışıyor. Gerekirse kendi ve ailesinin zamanından çalarak… Yine de oğluyla kaliteli zaman geçirmeye özellikle dikkat ediyor. Eşi de aile hekimi olduğu için bazen evde yumurta kırıp yiyorlar. Daha karşısına oturduğunuz andan itibaren size güvenmeyi seçiyor.

Çağdaş Hukukçular içinde avukat olarak görev yapmış. 80’lerde idamla yargılanan babasını cezaevinde tanıdığı için hukuk okuduğunu düşünüyorum. Haliyle siyasetin içine doğduğu için de siyasetçi olması kaçınılmaz olmuş. Normalde röportaj yapılan vekiller veya danışmanları söyleşi yayımlanmadan evvel metni bir görmek isterler, kontrol etmek için. Ben de genelde göndermem; kendisine baştan bunu söylediğimde zaten böyle bir şeye ihtiyacı olmadığını ve söylediği her sözün arkasında durduğunu belirtti. Aslında CHP’nin son yıllarda içinde bulunduğu durum sebebiyle sorulması gereken çok soru vardı lakin seçimler yaklaştığı için bu defa sadece seçime odaklandık.

- 24 Haziran’dan ne tür dersler çıkardınız?

Birçok ders çıkardık ama öncelikle sandık başı beklemesinin bir ittifakı olamayacağını gördük. O dönem bizim kendi sistemimiz çok iyiydi ve iyi de işliyordu; ıslak imzaların sonuçlarının toplanması da fena değildi ama bizim olmadığımız Doğu ve Güneydoğu bölgelerinde HDP’nin sistemine yapılan saldırılar ve oradan bize veri gelmemesi sebebiyle kesin sonuçlara geç ulaştık. Tamamına ulaştık ama geç ulaşabildik. Bu genel siyasi tablonun dışında, oralarda her koşulda başka bir parti ile sandık ittifakı yapılmaması ve birebir kendi öz ve örgütlü gücünüzle her sandığa bir birey koyup mutlaka o ıslak imzalı sonuçların alınması gerektiği gibi dersler çıkardık. Belki dışarıdan bazı bölgelerde sandık ve sandık sonuçlarının alınması ittifakı dışında İYİ Parti ve Saadet Partisi ile kurulan Millet İttifakı’nın tamamının değerlendirilmesi dışında bir pratik gördük; önce sandık güvenliği… Her şeyden evvel sandık güvenliği…

- E bu zaten önceden de çok belli bir durum değil mi?

Her dönem söyleniyor işte ama Doğu ve Güneydoğu’da alamadığımız, olmadığımız köylerde ve sandıklarda da o eksiğin tamamlanması kesin bir zorunluluk haline geldi ve asıl ders de bu. Oyları kimin kullandığı değil de kimin saydığı çok önemli biliyorsunuz. Olmadığınız yerde, her bir sandıkta bir fire verseniz toplam neredeyse 400 bine yakın bir eksiğiniz oluyor. 400 bin de size karşı gelen oylar yazılsa bu rakam 800 bin eder ve bu çok ciddi bir rakam.

- Teknolojinin seçim kampanyalarında ve seçim sonrası değerlendirmelerde kullanılması konusunda CHP’nin bir zafiyeti olduğunu düşünüyor musunuz? 24 Haziran sonrasında CHP’nin yaşadığı çaresizlikte bu zafiyetin rolü var mıydı sizce?

Teknolojide bir sıkıntı yok. Zafiyet vardı ama bu zafiyet teknoloji kaynaklı değildi. Özellikle teknolojinin başında olan genel başkan yardımcımızla bu konuyu çok konuştuk. Bizim sıkıntımız teknoloji değil zaten, örgütlenme. Bir sandıkta yoksan bu vahim bir sıkıntı. Hani sosyal medyada görüntüler çıkıyor ya, almışlar pusulaları AK Parti’ye basıyorlar ve toptan atıyorlar, sonra ‘vay Urfa’da şöyle oldu’ diye paylaşıyorlar falan… Bu insanların sandığa gitmesini engelliyor; ‘oyumu kullanacağım ama zaten çalacaklar, niye gideyim’ diyor. Yani oradaki sorunumuz elektronik, teknolojik bir sorun değil, sorun onları gözlemleyecek adamlarımızın orada olmaması, örgütlenme sorunudur… 180 bin sandık var sanıyorum, -karıştırabilirim sayıyı- bu 180 bin adam demektir. 12,5 milyon oy alan bir parti, adam örgütleyip her sandığa taş gibi koymuyor, ıslak imzalı sonuçları da oradan ilçe merkezine, oradan il merkezine, oradan genel merkeze tıkır tıkır 1-1,5 saat içinde ulaştıramıyorsa sorunun temeli buradadır.

- Diğerleri nasıl yapıyor?

Her yerde varlar. Olmadıkları yerde parayı veriyorlar, 1 kişiyi gönderiyorlar. Bütçeleri de var malum. Sadece YSK’dan alınan basit ücretli çalışanlara bırakmıyorlar, üstüne ekstradan ilçelerde para vererek, gerekirse altına araç tesis ederek, ekonomik imkanları kullanarak mutlaka birer tane temsilci gönderiyorlar. Mesela benim köyümde mutlaka ve her koşulda bir tane oy çıkar AKP’ye. Her yıl çıkar. Başka partiye de çıkmaz, o bir oy da gönderdikleri kişinin oyudur. AKP hiç oy alamadığı köye bile mutlaka birini gönderir, YSK’dan gelen görevliler dışında... O oyun da kimden geldiği bellidir. Ya memur sahiplenir o oyu ya da AKP’nin gönderdiği kişi. Ama ikisi de o 1 oyla kendilerini kurtarır.

HER SANDIKTAN CHP'YE BİR OY ÇIKARDIK MI HIRSIZLIK KALMAZ

- Bu bana Züğürt Ağa filmini anımsattı; seçimde ağaya bir tane oy çıkar sadece ve herkes ‘o benim oyumdur ağam’ der, ağa da ‘madem öyle o zaman benim oy kime gitti’ der.

(Gülüyor) Aynen o hesap. Bizim köyümüzde sandık başkanı muhtemelen AKP’nin görevlendirdiği ya da partiye yakın bir memurdur, bir de partinin gönderdiği bir adam da vardır. Yani AKP’nin her sandıkta mutlaka bir oyu vardır. Ama bizim hiç oy çıkmayan sandıklarımız tespit edildi. Bu ya partinin oraya gönderdiği kişi partili değil ya da orada bir görevlimiz yoktu demek. Bu eksiği kapatıp da her sandıkta en azından CHP’ye bir oy çıkarttık mı, o sandıkta hırsızlık olmaz. Bizim temel sorunumuz bu işte.

- Peki güçlü olduğunuz bölgelerde insan görevlendireceğinize, oyunuzun çıkmadığı diğer bölgelere gönderseniz daha kolay bir çözüm olmaz mı? Mesela partili gönüllülerin garanti olduğunuz semtlerde gözlemcilik yapması saçma değil mi? 

Öyle bir sistemin kurulması lazım. Ankara’da dış ilçelerinin köylerini ele alalım; Çankaya’da mevcut sandıklara birer kişi koyarak diğer kalan bütün üyelerinizi dış ilçelere görevli yazmak gerekiyor. İlçe başkanlığı üzerinden… Orada oturmasa bile, ilçe başkanı sandık görevlisi listesi olarak verirse, orada YSK’dan geçtiği zaman görevli olduğu sandıkta zaten oy kullanabilir. Seçmen taşımaya gerek yok yani çünkü hiçbir kayıp yok. Aynı şey Doğu ve Güneydoğu için de yapılabilir aslında. Genel Başkan Yardımcılığı bu konuda bir çalışma yapar, iller bazında eksik kişi ve yerleri listeler, sonra buradan, Çankaya’dan Beşiktaş’tan İzmir’den gönüllülerini toplayıp, isim ve TC numaralarını ilçelere bildirir, ilçeler de o isimleri sandık görevlisi olarak verdiğinde kişi gider orada görevini yapıp, ıslak imzalı tutanağını getirirse biz bir oy çaldırmayız.

- Bu çalışmalar yapılıyor mu şu anda?

Yapılıyor tabii.

- Peki ya seçim güvenliği ve kayyım tehdidi ne olacak?

Doğu ve Güneydoğu’da aşiretler oluyor, korucular oluyor, güvenlik sorunu çok yüksek.

- İttifak görüşmeleri yapıyor musunuz?

Bilmiyorum.

- Nasıl yani? Aranızda bu konuyu tartışmıyor musunuz?

Gerçekten bilmiyorum. O işler öyle alenen olmaz, bizleri aşar.

- Peki yapılacaksa sizce kiminle yapılmalı?

(Birkaç saniye düşünüyor) Halkla yapılmalı diyerek bir siyasi söylem yapayım bari. (Gülüyor) İşin esası yerelde, siyasi parti önemli ama bazı bölgelerde -özellikle küçük yerlerde- birey ve aile daha bir önem kazanıyor. Aşiretler önemli, tanınmışlık önemli, hizmet önemli… Mesela o bölgeye hizmet etmiş, çok sevilen bir hekim hangi partiden adaylığını koyarsa koysun kazanır şeklinde bir algı yaratıp, belediyeyi bir partiden alıp diğer partiye teslim edebiliyor. Mesela aşiretlerin kendi aralarında ‘belediyeyi bu dönem siz yöneteceksiniz, öbür dönem bize vereceksiniz’ diye anlaşma yapmaları bile mevcut. Bu yüzden bunların hepsi bölgesel olarak değerlendirilmeli, bundan dolayı da genel bir ittifak olmaz bence.

- İstanbul, Ankara gibi büyük bölgelerde nasıl bir ittifak olur peki?

İstanbul’da Kürt seçmeninin çok fazla oyu var. Koyacağınız adayın Kürt seçmeninin de oyunu alabilecek bir yapısı olması gerekir. Ankara’da ise daha çok AKP’ye mesafeli olan milliyetçi/muhafazakâr seçmen mevcut; o zaman da kendi partiniz dışında Ankara’ya oy getirebilecek bir aday koymanız gerekir. Ancak hedef kitlenin oyunu alabilecek bir aday olduğu zaman büyük illeri kazanmış olursunuz.

- Bunlar CHP’nin aday kriterleri mi?

Böyle konuşuluyor. Parti meclisinde olduğum için orada konuşulanları aktarıyorum sadece.

Kaç adayınız netleşti şu ana kadar?

Geçen parti meclisinde 106 adayın ismini açıkladık. O liste medyada var zaten. Yaklaşık 150’ye yakın adayı da Çarşamba günü açıklayacağız.

AZ OY ALDIĞIMIZ YERLERE 3'LÜ GRUPLAR GÖNDERDİK

- Adaylar nasıl belirlendi?


Öncelikle az oy aldığımız yerlere üçlü gruplar gönderdik; bir parti meclisi üyesi, iki milletvekili… Üç kişilik heyet olarak önce bütün adaylarla, sonra il ve ilçe örgütleriyle görüştük. Sonra da tebdili kıyafetle çıkarak, kendini tanıtmadan halkın içine karışarak yerelin yoklamasını yaptık. Belediyelerin durumunu ve hizmetini sorguladık. Hangi aday sizce daha iyi veya CHP hangi adayı gösterse sizce alır gibi halkın nabzını ölçtük. Çünkü parti için halkın ne istediği çok önemli. Sonra yoklamanın ardından kendimizi tanıtınca vatandaşın buna çok memnun olduğunu gördük.



- En sonunda halka inmeye karar verdiniz demek ki!

O iş değişti. AKP geldiğinde daha sosyal, daha demokrat, sağcı olmasına rağmen sol politikalar izleyen bir yapı olarak halktan bir güven, bir karşılık aldı ve böyle büyüdü. O zamanlar CHP için elitist parti diyorlardı. Artık iş değişti; CHP daha çok halkın içinde, hem seçilmişleriyle hem örgütleriyle; gücü yettiğince daha çok halkçı parti olma yolunda ilerliyor. Oldu demiyorum ama hızla ilerliyor. Biz o yolda ilerlerken AKP’nin kendisi de tam bir kibir partisi, elitist parti haline geldi. Durum tersine döndü, roller değişti artık. Artık FETÖ'cülere de takılan kalmadı, çünkü insanlar açlıklarıyla sınanmaya başlayacaklar, hatta başladılar bile. Bu ekonomi oraya gidiyor çünkü. O zaman kim elitist kim değil daha net görülecek.

- Hala sizden çekinen örtülü kadınlar mevcut, bir önceki seçimde İnce aleyhine ‘İnce gelince türbana son’ diye broşürler bastırılmıştı. 

Gökçek de yaptırdı bunu Ankara’da. Zaten Gökçek’in her yerel seçim öncesi böyle derin bir çalışması olur. Burada CHPKK diye kitapçıklar bastırdı. Bazı gerçek olmayan cenazelerin, bazı vekillerin fotoğraflarını koyuyor; türbanına, özgürlüğüne karışır diyor ama isim basmıyor tabii. Biz biliyoruz onun yaptırdığını. Erdoğan da dedi, ‘CHP ne demek çöp demek, tezek demek’ falan diye. Çok kirli bir ağızla konuşmaya alışıklar zaten. Bunları materyal olarak kullanıp yerel seçim öncesi dağıtıyorlar. Normalde isim yazması lazım. Biz başvuruyoruz hemen toplatalım diye ama onlar çoktan dağıtılmış oluyor bile. Böylesine pis bir algıyı yönetiyorlar.

MHP'NİN  KENDİ SEÇMENİNİN OYUNU ALMASIYLA AKP BELEDİYEYİ KAZANABİLİR

- İnanan insanların böyle belden aşağı bir strateji uygulamaları büyük bir ironi aslında. Geçen gün yine strateji değiştirdiler, Cumhurbaşkanı ‘ben Türk’üm ama Türkçü değilim’ diye beyan verdi. Bahçeli de hemen karşı atağa geçti. Bu sefer yine Kürtleri mi kazanmaya çalışıyorlar sizce?


Bakın, genel seçim stratejileri yerel seçiminkinden çok farklıdır. Doğu ve Güneydoğu bölgelerinde belediyeleri alabilmek için Kürtlere ihtiyacı var. Batı’da da belediyeleri alabilmek için MHP’nin kendi adayını çıkartıp kendi oylarını alabilmesi, AKP’nin de kendi oylarını alabilmesi gerekiyor. O söylemde Ege kıyılarında, Trakya’da, Antalya çevresinde MHP seçmeni yerelde CHP’ye oy verir. O bölgeler daha solcudur, ulusalcıdır ve CHP’ye yakındır. Batı’da MHP ile yapılacak bir ittifakta kar elde edemeyeceklerini, sonuç alamayacaklarını gördüler. Bu yüzden MHP’nin kendi seçmeninin oyunu almasıyla AKP belediyeyi kazanabilir. Bunun hesabıyla bu dili değiştirdiler ve böyle bir strateji geliştirdiler. Burada ne bir siyasi duruş ne de bir siyasi omurga yok! Nabza göre şerbet var.

- HDP ile kurumsal bir görüşmeniz var mı? Bireysel olarak bu konudaki düşüncelerinizi öğrenebilir miyim?

Bilmiyorum ama bireysel olarak uygun bulmuyorum. Sadece HDP ile değil hiçbir partiyle kurumsal bir görüşmeyi uygun bulmuyorum. Hiçbir partiyle yukarıdan ittifak yerelde mümkün değildir. İttifak bölgenin özelliğine göre aday belirlerken olur. O yerelin dinamikleri kendi aralarında uzlaşır, anlaşır zaten. Kendi bölgemden örnek vereyim; Mamak alınabilir bir yer CHP açısından, 400 bin seçmen var, 450 bine çıktı, 30 bin fark vardı yerelde. Seçmen sayısına göre makas büyük değil! Bunun kapatılabilmesi için CHP’nin hedef kitleden biraz alabilmesi lazım. HDP’nin de 10 bin civarında oyu var. İYİ partinin ise hiç yok. HDP’nin aday göstermeyeceğinin, bizim adayımızın da onların ikisinin de oylarını alabilecek bir aday profilinin olması gerektiğinin bilincindeyiz. Öyle bir aday HDP’liyi de İYİ partiliyi de MHP’nin ve AKP’nin küskünlerini de kendiliğinden getirecek. İttifak yerelde her partiye zarar verir, AKP de bunu yapıyor aslında.

İYİ Parti ile bağımsız aday destekleme temelindeki iddialara ne diyorsunuz?

Bence doğru değil. Gerçekliği de yok. Olmaz da. Ankara için Mansur Yavaş, İYİ Parti'den aday olacaksa olmalı mesela. Gökçek MHP’den aday olacaksa olmalı. Her parti kendi adayını, Ankara’da olacaksa eğer göstermeli.

- Bu seçimlerde ‘AK Parti'den geri alırız' dediğiniz kentler var mı? Batı veya Trakya dışında gücünüzü arttırdığınızı düşündüğünüz bölge veya kentler var mı?

Ankara, Antalya, Mersin… Adana bizde değil ama bu büyük kentlerde biz alırız. Hepsinde şansımız çok yüksek. Hizmet odaklı, doğru strateji, doğru söylem, iyi adaylarla bunu başaracağız. ‘Ben solcuyum’ diye süslü laflar söylemeksizin ama solun pratiğini ve uygulamasını göstererek, özünü ve gereğini yaparak, benzer ve kopyacı söylemlerin dışında ve sağcılaşmadan tamamen kendi kimliğiyle CHP buradaki belediyeleri alabilir.

- Hiç anket yaptınız mı? Yaptınızsa hangi şirketle çalışıyorsunuz, sonuçlar nasıl?

Genel başkanımız parti meclisinde büyük şehirlerde anketlerin yapıldığını söyledi ama kiminle anlaştılar, sonuçlar ne bilmiyorum. Genel başkanımız paylaştığında öğreneceğiz. Varsayımlarla konuşmak doğru olmaz.

- Kılıçdaroğlu bu seçimde de beklediği başarıyı sağlayamazsa koltuğu bırakacağını söylemişti. Başarı kriteri sizce nedir? Kriterlerine uymazsa sizce gerçekten bırakır mı?

'
Genel başkan koltuk sevdalısı' diyor ya. Aslında bunu tersten çevirip kendisine dokunduruyorlar ama öyle değil. Partiyi daha yükseğe taşıyabilecek, daha fazla oy getirebilecek, partinin iç birliğini sağlayabilecek bir adayı gerçekten görse bugün hemen elini kaldırıp koltuğunu teslim eder.

- Gerçekten böyle mi düşünüyorsunuz?

Evet çünkü gerçekten böyle bir adam. Böyle bir kişilik. Hiç öyle hırsları yok. Ama mevcut durumda ve parti içerisinde gelinen noktada ona bir alternatif yaratılmış durum yok.

İNCE'NİN TAVRI MÜTHİŞ BİR KIRILGANLIK YARATTI

- Muharrem İnce büyük bir coşkuyla karşılanmıştı aslında.


İnce’nin seçime kadar inanılmaz bir algısı oldu. Hepimizi çok yükseltti. Beklentileri yükseltti. Ama o geceden, saat 12’den sonraki tavrı, sanki bizi o kadar yükseklere çıkarttıktan sonra bizleri yere bırakması gibi bir sonuca sebep oldu. Parti adına da böyle bir sonuç oldu. Bu sadece şahsıyla değil, parti kimliğiyle de ilgili bir şey. Böyle olunca onun toparlanması biraz zor tabii. İnsanların umutlarının tavana çıkartılıp birden yere çakılması inanılmaz bir kırılganlık yarattı.

- Muharrem İnce’nin o geceki tavrı CHP’nin seçmen tabanında da büyük bir güvensizlik yarattı ve bu sebeple hatırı sayılır bir kitleyi kaybettiğinizi düşünüyorum. Gidenlere ya da hala kafası karışık olanlara güvenlerini tazelemek için söyleyeceğiniz bir şeyler var mı?

Doğru söylüyorsunuz. Ancak CHP 60 yıldır iktidar olamamış bir parti olmasına rağmen seçmen kitlesi hala CHP’ye sahip çıkıyor. 60 yıldır da ülkenin hep ana muhalefeti olmuştur. Ülkenin kurucu, kurtarıcı partisidir. AKP kaçar göçer ama CHP her zaman kalır ve ülkeyi açığa çıkartır, kurtarır diye bekleyen bir kitle var ve hep oldu. Bu kitle CHP’den asla vazgeçmez. Kemikleşmiş bir kitledir bu ve bu kemik AKP’de bile yoktur. Yarın ya da 5 yıl sonra bir rüzgâr gelir AKP’yi götürür ve o partiyi hatırlayan bile kalmaz 10 yıl sonra ama CHP öyle bir parti asla olmaz. Böyle olunca da CHP’ye gönül verenlerin beklentileri o zaman çok yükselmişti, iktidar çok yakındı, hepimiz çok yukarı taşınmıştık ama o gece 12’den sonra yaşanan kırılganlık partilileri tabii ki küstürdü, onların inançlarını umutlarını kırdı ama bizim onları toplamak toparlamak kucaklamak gibi bir görevimiz var. Buna mecburuz. Partililere ve partimize sarılmaya, güç vermeye odaklandık. Düştüğümüz yerden kalkıp yolumuza devam edeceğiz.

- Sayıştay raporlarına göre özellikle kayyım atanan belediyelerdeki yolsuzluk derecesi çok yüksek. Bunun üzerine Sayıştay'dan görevden alınmalar da oldu... Yolsuzlukların ayyuka çıktığı belediyelere yönelik eylem planlarınız nedir?

Sayıştay Osmanlı döneminden beri var olan çok eski bir kurum. Artık eski değeri, kıymeti kalmadı. Ben KİT (Kamu İktisadi Teşebbüsleri) komisyonundayken, komisyon başkanı Sayıştay yetkilisine ‘ya nasıl bir rapor, böyle bir rapor yazılır mı?’ dedi mesela. Sayıştay’ın görevi bu zaten, seni denetlemek ve bunun hesabını da denetledikleri kurum ve kurum başkanlarının vermesi gerekirken -gerçi kurum başkanları da kendi koydukları adamlar olduğu için aynı zihniyete sahiptir- Sayıştay’a böyle bir fırça atma hadsizliğinde bulunmuştu, huzurumuzda. Bu yüzden Sayıştay’ın artık bir kıymeti, bir yetkisi kalmamış gibi görünüyor. Kurum tamamen yıpranmış bir kurum.

- Her şeye rağmen gerçek verilerle dolu bir raporun hazırlandığını düşünüyorum. Öyle olmasa Sayıştay Başkan Yardımcısı niye görevden alınsın ki? Kendi isteğiyle ayrıldığı iddia edilse bile olsa… 

(Gülüyor) Arada böyle iyi ve güzel raporlar çıkıyor tabii ama bu kurumun işlevsizliğini ortadan kaldırmaz. Bu sağlıklı raporlardan biz de faydalanıyoruz zaten, ciddiye de alıyoruz ve plan bütçede raporların sonuçlarını görüşüyoruz. Ama genelde mümkün olduğu kadar detay vermeden üstten geçmeye çalışıyorlar. Raporu bir kenara bırakın, belediye hangi partiden olursa olsun yolsuzluk kesinlikle kabul edilemez. Bir usulsüzlük ve yolsuzluk varsa bunun hesabı mutlaka sorulmalı!

- Tamam ama nasıl sorulmalı?

Önce şunu ifade etmek istiyorum; mesela CHP’li belediyelerde müfettişlerin bir odası vardır, çünkü hiç ayrılmazlar, gelip gitmesin boşuna diye odaları vardır. Kapısında da yazar müfettiş odası diye; Çankaya Belediyesi’nde var mesela. AKP’li belediyelerde böyle bir durum mevcut değildir ama. CHP’li belediyelerde bir usulsüzlük varsa bunun gereği mutlaka yapılır; soruşturma açılır ve en ufak bir şey denetlenir. Atadığın bir belediye başkanı çürük çıktıysa hemen o çürüğü tasnif eder ve kendi elinizle savcıya teslim edersiniz. Eğer parti o çürüğü sahiplenmeye devam ederse sorun vardır zaten. Bu konuda gereğini yapmak her partinin görevidir, partilerin kendisini arındırması ve temizlemesidir.

- CHP’nin öne sürdüğü ‘Derman Belediyecilik’ anlayışından bahsedelim biraz.

Daha çok sosyal yardımların ön plana çıktığı bir belediyecilik anlayışı bu. Gelir adaletsizliğinde daha çok yoksulun, dar gelirlinin desteklenebildiği ama bir elin verdiğini öbür elin görmediği sosyal ve daha çok katılımcı bir belediyecilik anlayışından bahsediyoruz burada; bir de alt yapısı olmayan tamamen göstermelik süslere yani solan çiçeklere yatırım yapılacağına kalıcı ve toplum yararına olacak yatırımlara ağırlık veren şeffaf bir anlayış anlayacağınız… Eğer bir şey yapılacaksa önce halka soruyor mesela Çankaya belediyesi; bu halı sahanın yerine ne yapalım diye, halk ne istiyorsa sandığa atıyor, park ya da yüzme havuzu yapılıyor örneğin.

- Ön seçim ihtimali nedir?

Ön seçim bölgeye göre olmalı. Bazı yerlerde ön seçim partiyi ve partilileri rahatlatır ama sonucu değiştirmez.

- Değiştirmez mi gerçekten? Sonuçta siz de ön seçimle gelmiş bir vekilsiniz. 

Bu sonuca yönelik değil ama partide emeği olan ve çalışana yönelik, onlara emeklerinin karşılığını verebilmenin bir yolu ön seçim… Ön seçim seçimin alınmasına yönelik bir şey değil yani. Mesela ben bölgemde ön seçimle çıktım, genel merkezin yolunu bilmezdim, partiye emek vermiş insanlar bana sahip çıktılar ve beni onore ettiler. Öyle 50 binlik bir oy artışım da yok; 2 bin-3 bin falandır ama partinin vitrinine koyduğunuz insanlar ülke genelindeki oyunuzu arttırır. Yerel seçim öyle değil.

- Ön seçime karşı mısınız?

Ön seçime karşı değilim tabii; bu partinin evlatlarının partinin geleceğine bir yön vermesi gerektiğini düşünüyorum. Ceket koysan garanti olacak Çankaya’da ön seçim yapılır ve partiye gönül vermiş biri seçilerek orayı aslanlar gibi yönetir ama Sincan’da bizim oy arttırmamız, hedef kitleden oy almamız, büyük şehre katkı sunmamız lazım; bu yüzden orada ön seçim yapamazsınız. Orada partililerin gönlünü kazanacak, hedef kitleden oy alacak, belediye meclis üyesi çıkartacak bir aday koymanız gerekir.

Yazarın diğer yazıları için tıklayınız…