Artı Gerçek

Aman, aklıselim sanılmasın


Evet oyuna gönülden inanan geniş kitlelerle de birlikte yaşamanın yollarını düşünmeli, yeni bir siyaset dilini oluşturmak için onlarla da diyalog kurulmalıdır

YILDIRIM TÜRKER

Aklıselim dersi veren bir yazı yazacak değilim.

Dilimizde aklıselim, muktedirler tarafından itidal kelimesi gibi, insanları statükoya zincirlemek, onları daha kötü günlerle tehdit etmek amacıyla kullanılır.

Hemen sadede geleceğim.

Bu memleket ve halkları hızla uçuruma doğru koşmaktadır. Zorbalığın, hak hukuk tanımazlığın, özgürlük düşmanlığının ve her türünden ayrımcılığın meşrulaştığı bu zor günlerde fevkalade tekinsiz bir suskunluğa bürünmüş görünen kamuoyu saray erkanını paniğe sevkediyor.

Öte yandan başkan adayı bile partisinin yaptırdığı anketlerden memnun olmadığını itiraf ediyor. O anketlerin sonuçları bile onu rahatlatmıyorsa besbelli ciddi bir sorun var.

Çünkü dil tarafından yaralanmış, ezilmiş, dilin öznesi olmakla arasına çok engelli bir alan yerleştirilmiş halkın, Türkçe’yle kurduğu ilişki hep sorunlu olagelmiştir.  Söz gelimi karşısına geçip kaçınılmaz olarak otoriter bir edayla fikirleri, hayat karşısındaki tutumu üstüne sorular sorduğunuzda nasıl cevaplar almayı beklersiniz? Sorulan soruyu gerçekten anlayıp anlamadığını tartabileceğinizden emin misiniz? Sorunun söz dizimi, soranın vurgulamaları ve daha birçok etmen, verilecek cevabı, anketörler bu konuda ne kadar eğitim görmüş olurlarsa olsunlar, etkilemez mi?

Daha önemlisi nefes almanın riskli olduğu şu günlerde kafa karışıklığının üstüne bir de korkuyu eklersek anket sonuçlarının Evet oranı açıkça sorgulanabilir.

Bundan on yıl kadar önce iki büyük üniversitenin önayak olduğu kapsamlı anketin sonuçlarını hatırlıyorum.

O anketlere göre Türkiye’nin %40’ı askeri yönetim istiyordu. Bunun yanı sıra devlet memurları türban takabilmeli diyenlerin oranı da %65 idi. Çocuğunu İmam Hatip’e göndermeyi düşünenler %46, bazı siyasi görüşler kısıtlanmalı diyenler, %51.

Çalışma,  kimi kesimlerin laiklik elden gidiyor kaygılarını epeyi kışkırtacak sonuçlar sunmuştu. Öte yandan aynı toplumun neredeyse yarısı, dikkat edin, askerini seviyor-ona güveniyor değil, Askeri Yönetim İstiyordu.

Sonuçların çelişkili görünmesine rağmen açık olan şey belliydi. Toplumun gözünde yükselen değer muhafazakârlık, hatta radikal sağ idi. Dokunulmazların dokunulmazlığı halkın gözünde bir kez daha teyit edilmiş oluyordu. Silahlı kuvvetler ve din.

Onlarca yıldır görünürde birbirini itiyor, birbiriyle alan mücadelesi yapıyor gibi konum alan bu iki kuvvetin nasıl ve hangi denge içinde birlikteliğini sürdüreceğinin ipucu yatıyordu, o anketin sonuçlarında.

‘Ülkenin çıkarları için insan hakları ihlal edilebilir’ cümlesine onay verenler, doğduğundan beri ‘ülkenin çıkarları’ tamlamasının altında ezim ezim ezilenlerdi yine.

Ne askeri ne dindarı kızdırarak ayakta durabileceğini bilen Türkiyeli vatandaş, bu kutupların hayali olduğunu, haklar ve özgürlükler gündeme geldiğinde iki tarafın da aynı kıyıcılıkta tavır alabildiğini hissediyor olamaz mı? diye sorduğumu hatırlıyorum.

Güç ve iktidarın bu iki odak etrafında örgütlendiğini görebilmek için sosyal bilimci olmak gerekmiyor elbet. Yüzüne anket tutulanlar, bu memlekette en sağlam duruşun vatanını milletini başta insan olmak üzere her şeyden üstün gören, askeri yönetimin en mükemmeli olduğunu düşünen, dini bütün vatandaş pozu olduğunu biliyordu. Hep bildi.

Şimdi 15 Temmuz gecesi dev ordusu orta yerinden infilak etmiş olan Genelkurmay Başkanı halledilmiş; kah mitinglerde saray gölgesinde duruyor, kah Kardak kayalarında gururla Fatih Altaylı pozu veriyor.

Bunlarla da kalmayıp gençliğinden bu yana dindar-muhafazakar bir millet çocuğu olduğunu göstermek için sağcı yazarlara ev ziyaretine gidiyor.

Bu füzyonun fevkalade hayırlı olduğuna inanıyorum.

Militarizm askeri de olsa sivil de olsa birbiriyle uyum içinde çalışan bir zulüm makinesidir. Çarkın başındakilerin dokunulmaz olmadıklarına, olamayacaklarına inanmalı ve bu toprak halklarının da inanmasına yardımcı olmayılız.

Hayır diyenlerin, her ne inanç, siyasi geçmiş ve sınıftan olurlarsa olsunlar, birbirlerini itip aşağılamadan toplumun her kesimini kuşatacak bir kampanyayı birlikte yürütebilmeyi öğrenmesi gerekmekte.

Hayır, hayatidir.

Ama daha da önemlisi, hayır da çıksa evet de çıksa bu birlikte eyleme halinin, halk olma pratiğine katacağı çok şey var.

Evet oyuna gönülden inanan, ya da menfaat pusulası eveti gösteren geniş kitlelerle de birlikte yaşamanın yollarını düşünmeli, yeni bir siyaset dilini oluşturmak için onlarla da diyalog kurulmalıdır. Bu topraklarda hep birlikte yaşayacaksak bu, kaçınılmazdır.

Evetçileri de kararsızları da hayırcıları da kuşatmış farklı korku çemberleri var. Küfürleşmenin zamanı değil.

Yazarın diğer yazıları için tıklayınız…