Artı Gerçek

Erdoğan ve Bahçeli ‘Çökertme Planı’nın çökmesi telaşındalar

Yerel seçimlere birkaç ay kala tehditlerini artıran AKP-MHP iktidarının uğursuz savaş planlarını bozmak demokrasi, özgürlük ve barıştan yana olan herkesin yararınadır.



Erdoğan’ın yerel seçim sonrasında belediyelere yeniden kayyum atanacağının işaretini vermesi, seçimlerin HDP açısından anlamını yitirdiği tartışmalarını beraberinde getirdi. Bu tartışmalar AKP’lilerin hoşuna gitmiş olacak ki Erdoğan dışındakiler de peşpeşe kayyum tehdidini savurmaya başladılar.

Erdoğan’ın ardından Bahçeli’nin seçimlerin kendileri için ne anlam taşıdığını Bilal’e anlatır gibi tane tane ve bir sömürge valisi edasıyla anlatması, her ikisinin de paçalarının tutuştuğunu gösteriyor.

Çünkü her ikisi de büyük umut bağladıkları MGK’nin ünlü ‘Çökertme Planı’nın ellerinde patlamak üzere olduğunun farkında.

***

Erdoğan Kızılcahamam’da partililerine konuşurken, “Tüm hizmetlerimize rağmen Doğu ve Güneydoğu’dan oy alamıyoruz” diyor ve partililerden seferber olmasını istiyor.

Bölge halkı, Erdoğan’ın hizmetlerinin ne olduğunu biliyor. Onun hizmet dediğinden yani baskıdan, zorbalıktan, işkenceden, cezaevinden, ölümden nasibini almayan kalmamış. Bir dokunduğunuz insandan bin ah işitiyorsunuz.

Erdoğan’ın Kızılcahamam’da seferber olmalarını istediği partililerin yalnız AKP’ye kayıtlı üyeler olmadığı da belli. ‘Çökertme Planı’nda yazıldığı üzere valiler, kaymakamlar, emniyet müdürleri, jandarma komutanları, korucular gibi devletin bilumum güvenlik kurumları ile bunların başındakiler; ayrıca YSK ve bunlara bağlı hakimler, diğer mahkemelerin hakim ve savcıları, kayyumlar ve aklınıza gelebilecek açığıyla gizlisiyle A’dan Z’ye tüm devlet Erdoğan’ın talimatını yerine getirmek için devreye girecek. Ayrıca Erdoğan, neredeyse devletin tüm kurum ve kurullarının başındaki kişi olarak herkese talimat verebilecek durumda ve talimatlarını da bakanlarıyla, SADAT’ıyla şuyuyla buyuyla birlikte pervasızca veriyor zaten.

Bahçeli’nin paçalarını saran ateşin nedeni ile Erdoğan’ın paçalarını saran ateşin nedeninin aynı olduğu çok belli. Erdoğan, ‘sen seç ben alırım’ diyerek muhalif seçmene seçimin anlamsızlığını empoze etmeyi, sandıktan soğutmayı amaçlıyor. Bahçeli, daha açık; “Bu seçimde Güneydoğu’da alınacak oylar çok önemli. Orada 101 belediyeye kayyum atandı. Şimdi o parti oralarda yine kazanırsa bu çok kötü olur. Çıkarlar, bunu plebisit gibi sunarlar” diyor.

Erdoğan ve Bahçeli’nin söyledikleri birbirini tamamlayan öğeler olsalar da birinin seçmene umutsuzluk yayarak, diğerinin ise kayyum atamaya gerek kalmadan belediyelerin alınmasını sağlayacak yol ve yöntemleri devreye sokmak istediği sırıtıyor.

Bu söylemler, yaymak istedikleri mesaj kısmen etkili olmuş ki seçimlerin anlamsızlığını tartışmaya başlayanlarımız oldu. Çok ilgi görmese de bu kesimler, HDP’nin seçimleri boykot ederek dünyaya mesaj vermesini savunuyor.

***

Seçimlerin anlamsızlığına dönük tartışmaların yanıtını Diyarbakır’dan genç bir garson veriyor. Üniversite öğrencisi genç garson Vecdi Erbay’ın Gazete Duvar’daki haberinde durumu net biçimde özetliyor. Demokrasi’nin ‘hikaye’ olduğunu, buna rağmen HDP’nin seçime girmesini savunduğunu anlatan genç, Erbay’a duygularını aktarırken “HDP seçime girsin, belediyeleri kazansın, belediye başkanları 2 saat durup belediyeyi teslim etsin hükümete. Maksat, biz buradayız, haklarımız, taleplerimiz var, bunu gösterelim dünyaya. Sonra onlar ne yaparsa yapsın belediyeyi” diyor.

Bu sözler, Erdoğan’a da, Bahçeli’ye de, onların yandaşlarına da verilmiş net yanıttır. Genç garson açıkça, ‘sizin demokrasicilik oyununuz size olsun, biz mesajımızı verelim, ondan sonra alın belediyenizi başınıza çalın’ diyor.

***

Geçmiş yıllarda seçimleri boykot yer yer denendi ki bu tutumun siyasal bir sonucunun olmadığı da bu denemelerde kendini gösterdi. Doğrusu boykot, hiçbir seçimde gelin-güveyi olmanın bir gıdım ötesine taşmadı. Bir kez de 1994 yerel seçimlerinde yaşandığı gibi DEP’e dönük baskı ve zorbalıklar, katletmeler artınca, parti seçimlerden çekilmek zorunda kaldı. Bu bir boykot değildi. DEP’in seçimlerden çekilmesi kararı yaşanan baskılar karşısında başvurulan bir çareydi ki parti neredeyse aday bulamaz duruma gelmişti. Birkaç aday faili meçhul cinayete kurban gitmişti. Adı adaylıkta geçenler gözaltına alınıyor, tehdit ediliyordu. Dönemin Milli Güvenlik Kurulu, bırakın DEP’in adaylarının seçilmesini, alacağı oyu bile listelere yazıp kentlerin valilerine göndermişti. DEP’e çıkacak oyların belirlenenenden fazla olmasını bile istemiyordu, devleti yönetenler. Hal böyle olunca DEP’e sadece seçimlerden çekilme kararını vermek kaldı.

Bugün durum farklı değil. Bu kez devleti yönetenlerin elinde sadece bir MGK kararı değil, bir ‘Çökertme Planı’ var. Bu plan adım adım uygulanıyor.

Peki, bu plan var diye DEP’in 1994 yerel seçimlerinde yaptığı gibi mi yapmalı? Ya da şimdiye kadar hiç sonuç alınmayan boykot gibi bir yola mı başvurulmalı?

Yok, durum bu kez çok farklı. Devletin ‘Çökertme Planı’ varsa, Kürtlerin de sorunu siyaseten çözme, adil, demokratik ve barışçıl çözüm yöntemlerini yeniden gündemleştirme, bu bağlamda yerel yönetimleri yeniden yönetebilir pozisyonu elde edip devletin ‘Çökertme Planı’nı çöpe atma planı olmalı.

Çok açık, bu planı yaşama geçirmek için demokrasicilik oyunu oynamaya gerek yok. Nihayetinde ülkede faşizm egemen ve bu egemenlik, pekala çok kanlı yeni oyunlar da dahil ‘Çökertme Planı’nı etkili kılmak, kendilerince son darbeyi vurmak için her türlü uğursuzluğu sergileyebilir. Bu nedenle demokrasicilik oyunu oynayıp seçimleri bir umut olarak yaymak gerekmediği inancındayım. Seçim tek başına umut değil ancak tüm dünyaya faşizmin alternatifinin ne olduğunu göstermek için de kararlı bir mücadeleye ihtiyaç var ve seçimler de bu kararlı mücadelenin bir parçası ama sadece bir parçası...

Genç Diyarbakırlı garsonun dediği gibi 2 saat sonra belediyeyi teslim etmek için değil, tüm dünyaya kendimizi ve kentimizi yönetmek istediğimizi, sorunların adil, demokratik ve barışçıl çözümünü savunduğumuzu göstermek için sandıklara gitmek ve başta kayyum atananlar olmak üzere tüm belediyeleri geri almak gerekir. Bunun için de etrafında toplanacağımız, seçime birlikte gireceğimiz tek partinin HDP olduğuna kuşku yok.

Buna rağmen devleti yöneten faşizan anlayış ‘Çökertme Planı’ndan vazgeçmez, uğursuzluklarını sürdürür ise kimse canını sıkmasın, zarar eden tek başına Kürtler, devrimciler olmaz...

 

Yazarın diğer yazıları için tıklayınız…