Artı Gerçek

Tek adamın ihtirasları ve ötesi

Erdoğan, siyaseti artık olağanüstü koşullarda yapabildiği için eli hep yükseltecek. Yani, daha da olağanüstü koşullar yaratmaya bakacak.


Suriye’nin kuzeyinde girişilen savaşın, CB Erdoğan’ın gücünü tazelemeye ve muhalefeti daha çok baskılamaya yarayacağı, yaygın bir kanı.

Bombalar patlar, insanlar ölür ve yerlerinden edilir, bu konuda konuşmak bile mesele haline getirilirken...

Esas sorunlar (ekonomik buhran, ayrımcılık, kadına şiddet, adalet ve eğitimdeki çarpıklıklar, deprem tehlikesi, yolsuzluk sarmalı, basın özgürlüğü vs) ister istemez gündemin alt sıralarına düşüyor.

Hele ki Kürt sorununda barışçıl çözümü konuşmak, iyice zor.

Peki askeri harekat, salt Erdoğan’ın partisindeki erimeyi önlemek için mi icat edildi?

Zamanlama açısından öyle görünüyor, fakat mesele bundan ibaret değil. Barış Pınarı, tek adamın kişisel ihtiraslarından ötesine işaret ediyor.

Birincisi, zor kullanmak, dikkati başka yere çekmek, zaten iktidar ve sözcülerinin uzmanlık alanı...

Muhalefetin kendini yenileyemediği, hareket alanını sadece iktidar yüzünden değil, kendi öngörüsüzlüğü/cesaretsizliği nedeniyle daralttığı sürece, gündemi belirleyen, yine çoğunlukla İslam soslu milliyetçi ittifak...

Yerel seçimde kazanılanları küçümsemiyoruz elbet.

Ancak başta CHP, muhalefetin bölük pörçük hali, demokrasi mücadelesini bir avuç siyasetçi ve aktivistin sırtlamış olması, “adama bulaşmayalım, belamızı bulmayalım” korkusuyla bir yere kadar...

 

CHP, SAVAŞIN MALİYETİNİ BİLE SORGULAYAMAZ

İkincisi, acı ama gerçek, savaşa bile alışılıyor... Yıllardır “düşük yoğunluklu” diye nitelendirilen çatışma sürüyor. Ateşkes dönemleri ve çözüm süreci hariç, çatışmaya, operasyona, savaş jargonuyla yoğrulmuş bir toplumuz.

En son Afrin harekatında gördük: Günlerce medya kamuflaja boyandı, siyasetçiler fırtına gibi esti gürledi. Fakat milliyetçilik dalgası toplumda bir süre sonra etkisini yitirdi.

Velhasıl Türkiye’nin yakıcı sorunlarının gündemden düşmesi, toplumun ve muhalefetin baskılanması için askeri harekat, bir süreliğine durdurucu, yavaşlatıcı olabilir.

Ancak zam furyaları, artan işsizlik, borç batağının üzerine bir de yaptırım tehdidi eklendikçe askeri harekat, ikinci plana düşecek. (Canlı tutmak için başvurulabilecek yöntemleri şimdilik hayal etmeyelim.)

Öte yandan CHP, tezkereye evet diyerek dokunulmazlıklarda olduğu gibi kendi ayağına öyle bir sıktı ki...

Bundan sonra istedikleri kadar iktidarı eleştirip yolsuzluklardan, ekonomik sıkıntılardan bahsetsinler... Savaşın faturasını bile soramayacaklarına göre, boş işler.

Dün Evrensel’in manşetindeydi: İki F-4, iki de F-16 savaş uçağının sürekli havada olmasının günlük maliyeti 30 milyon dolarmış. “Güvenlikle ilgili kurumların” bütçesi, 2019’da 111.4 milyar liraya çıkarılmış. 

Şimdi CHP kalkıp bunları sorgulayabilir mi? Sorgulasa samimi olur mu, hayır. 

Ya CHP lideri Kılıçdaroğlu’nun Suriye konusunda “Esad’sız çözüm olmaz” söylemine karşılık, YPG’nin Suriye ordusuyla anlaşmasına ne buyrulur? “Aman Kürtlerle birlikte hareket ediyor görünmeyelim” derken düşülen haller... 

 

ERDOĞAN’IN İCRA ETTİĞİ HAYALLER

“Barış Pınarı”, Erdoğan’ın iç siyasete yönelik, kısa vadeli hamleler olmanın ötesinde anlamlar taşıyor.

Her şeyden evvel başkanlığını daimi kılmak istiyor. Seçimle, torba kanunla, kararnameyle bir yere kadar, zaten yetmiyor, hâlâ istediği gibi yönetemiyor.

Siyaseti artık olağanüstü koşullarda yapabildiği için eli hep yükseltecek. Yani, daha da olağanüstü koşullar yaratmaya bakacak.

Ortadoğu’da toprak genişletmek ve Kürtlerin özerkliğe dair hayallerini psikolojik olarak paramparça etmek...

Bunlar Erdoğan’la vücut bulmuş veya onun icat ettiği hayaller değil.

Onun icra ettiği hayaller.

Mesela Turgut Özal, 1. Körfez Savaşı’nda Musul ve Kerkük’e “girmeye” heveslenmişti. Ayrıca 2002 hariç, parlamenter sistem varken de sınırötesi harekat için hep eller kalkmadı mı?

1990’ların kirli savaşını yönetenlerle yüzleşilmedi, baş tacı edildiler ve bugün de yönetici elitin parçası ve payandası konumundalar.


NARSİSİST İNSANLARIN İDEAL DÜNYASI

Cumhurbaşkanı, rotayı Batı’dan Avrasya’ya yöneltmeye kararlı ve Rusyacılar için bu gerçek bir nimet. Batı tarafından ne kadar kınanırsa, tehdit edilirse bunu avantaja çevirebileceğini defalarca gösterdi.

Şu anda olan tam da bu:

ABD, askerini çekerken Türkiye ekonomisini yıkmakla tehdit ediyor. Erdoğan, buna cevap veriyor mu, verebiliyor mu? Ne münasebet, zincirin “daha zayıf” halkalarına, yani Avrupa ülkelerine saldırıyor. Trump’ta kendisini buluyor, tıpkı Trump’ın Erdoğan’da kendisini bulması gibi.

Trump’ın tweetleri, Erdoğan’ın açıklamalarıyla aklını kaçıracak gibi hissedenlere gelsin:

“Narsisistler, gönüllerine göre olan dünyada, onlara benzeyen veya tam onlar gibi olan insanlarla çevrilidir. Bu onlara bir aşinalık duygusu verir. Meseleleri aynı şekilde gördükleri veya aynı görüşü temsil ettikleri için narsisistik insanlar kendilerini olumlu şekilde aynalanmış ve onaylanmış hissederler.” (Narsisizm, Ayartma ve İktidar- Barbel Wardetzki, İletişim Yayınları, 2018)

 

Yazarın diğer yazıları için tıklayınız…