Artı Gerçek

8 Mart OHAL'e ve her dönem OHAL zihniyetine HAYIR!


Türkiye demokrasi konusunda hiçbir dönem örnek bir ülke olmadı. Cinsiyetçilik konusunda da ayrımcılık geleneği Cumhuriyetin kuruluşuna dayanır.

Nil MUTLUER

Bir 8 Mart dönemi daha ve yazacak yeni bir şey yok diye debelenirken KADER’in (Kadın Adayları Destekleme Derneği) “OHAL’de Karne yok!” bülteni önüme düştü! 9 yıldır her sene kadınla ilgili istatistikleri yayınlayan ve her sene hükümetlerin nasıl sınıfta kaldığını sayılarla ortaya koyan KADER bu sefer bambaşka bir noktaya dikkat çekti. Sayı, veri, talep, kamusal alanda siyaset eşit, özgür, demokratik ve katılımcı bir ortamda olur. Tüm sistemin hukuksuzluğa büründüğü ve insanların temel haklarının ve geleceklerinin baskı ile, adaletsiz bir şekilde ellerinden alındığı cinsiyetçi bir ortamda ise tek bir talep olabilir: “eşitlik, özgürlük ve demokrasi.”

Türkiye demokrasi konusunda hiçbir dönem örnek bir ülke olmadı. Cinsiyetçilik konusunda da ayrımcılık geleneği Cumhuriyetin kuruluşuna dayanır. Lakin kabul etmek lazım ki, darbelerle kesintiye uğradığı dönemler dışında güç dengesizliği içinde de olsa bir şekilde muhalefet var oldu, siyaset yapabildi. Ve Avrupa Birliği’ne girme umudunun rüzgarıyla da olsa kadın hareketi büyük emek harcayarak birçok hakkımızı kazanabildi ve Kürdünden LGBTİ’sine onyıllardır çoğulcu bir şekilde sürdürdüğü aktif çalışmalarla bir şekilde erkek egemen hetenormatif cinsiyetçi sistem ile mücadele etti. Ne var ki 7 Haziran 2015’e ve sonrasına giden yolda baskılar giderek arttı, sivil alan daraldı, yaşamın yerini erkek egemen merkeziyetçi bir baskı ile ölüm aldı. 15 Temmuz 2016 darbe girişimi de baskıların alanını genişletti ve OHAL ile bir meşruiyet kisvesine bürünmelerine olanak sağladı.

Tabi OHAL bazıları için 15 Temmuz 2016 ile başlamadı. Devletin hukuku gerektiğinde askıya alıp kendi siyasetini ve şiddetini uygulamaktan kaçınması bugüne ait bir özellik değil.

Mesela: Kurşunladıktan sonraki polis konuşmalarının son görüntüleri bu hafta önümüze düşen 25 yaşındaki Dilek Doğan için… Evi basılıp özel harekatçıya “galoş giy” dedikten sonra annesi, babası ve abisinin gözleri önünde öldürülen Dilek Doğan ve onun, sol görüştekilerin ve Alevilerin ağırlıkta yaşadığı mahallesi için… Bu mahallelerde, şimdi olduğu gibi, o zaman da OHAL her an hukuksuzca kapınızı çalıp sizi yok edebilirdi.

Veya mesela Cizre’de Eylül 2015’te ikinci kez bir kızını daha devlet şiddeti ile kaybeden Emine Çağıra için de OHAL sadece şimdiki zamana ait bir uygulama değil. Emine Çağıra 1990’larda havan topuyla kızı Fatma’yı, 2015’te de kurşunla Cemile’yi, üstelik her ikisi de henüz onlu yaşlarındayken kaybetmişti. Türkiye’nin doğusunda veya batısında yaşayın fark etmez, Kürtseniz sizin için OHAL bu döneme ait bir gerçeklik değil.

Veya mesela, oğlu Ermeni olduğu için askerde öldürülen oğulları için adalet arayan Ani Balıkçı ve Garabed Balıkçı. Eğer Sevag Şahin Balıkçı gibi askerde Ermeni iseniz öldürülmeniz ve davanızın bir bilinmeze sürüklenmesi bugüne, OHAL dönemine ait bir gerçeklik değil.

Bu liste maalesef Türkiye’de çoğaltılabilir. Mülteciyseniz, seks işçisiyseniz, kadınsanız, çocuksanız, LGBTİ bireyseniz, işçiyseniz…

KADER son 8 Mart bülteni ile bugün sadece kadınların değil, milletvekilinden çocuğuna hepimizin erkek egemen merkeziyetçi zihniyetin içinde yaşadığı baskıyı anlamlı bir şekilde özetlemiş. Bülteni okumayanlar için aşağıda paylaşıyorum. Tek arzum bazılarımız için OHAL’in bugünden önce de var olduğunu aklımızda tutmamız ve eğer bir yarın varsa, yola tüm OHAL’lere hayır diyerek devam etmemiz:

OHAL’DE KARNE YOK!

“KADER olarak, geçtiğimiz 9 yılda, her 8 Mart Dünya Kadınlar Günü’nde, Türkiye’de atama ve seçimle oluşan karar organlarında kadın oranlarına bakarak “karne” verdik.

9 yılda sonuç değişmedi, Türkiye her yıl “kadın-erkek eşitliği”nde sınıfta kaldı, bir arpa boyu yol kat edilemedi.

Bu yıl 10’uncu kez karne hazırlamamız gerekiyordu. Ancak ülkemizin içinde bulunduğu ortam buna izin vermedi.

15 Temmuz darbe girişiminin ardından OHAL ilan edilmesi, binlerce kişinin KHK’larla görevden alınması, süre gelen soruşturmalar ve gözaltılar nedeni ile istatistik yapılabilecek bir ortam kalmadı.

Elimizde ne kaldı?

Kadınlara sorulmadan hazırlanmış bir Anayasa değişikliği teklifi…

Kadınların kazanılmış haklarının ellerinden alınma tehlikesi…

Yerinde sayan kadın istihdamı…

Her gün öldürülen kadınlar

Her gün tacize, tecavüze, şiddete maruz kalan onlarca kadın ve çocuk…

Mağdurun yanında olacağına, suçluyu “iyi halli” görüp ödüllendiren mahkemeler…

Bin bir zorlukla çalışmak için uğraşan kadın ve çocuk haklarını savunan derneklere karşı gerçekleşen uygulamalar…

Haber alma özgürlüğü elinden alınmış bir ülke…

Halkın yani milli iradenin oyları ile seçilmiş, %50 kadın kotasına sahip ama yok sayılan bir parti…

8 Mart’ı “Kadınları Mutfağa Hapsetme Günü” olarak görüp, “indirim kampanyaları” yapan şirketler…

Gözü morarmış kadın, yüzünü kapatmış çocuk fotoğraflarıyla, tacizi, tecavüzü, şiddeti “olağan ve sıradan” hale getiren, çoğu zaman da görmezden gelen medya…

Kadın bedeni üzerinden küfür ederek kendini ifade eden “sosyal medya parazitleri”…

Kadın bedeni sömürüsü ile “tık” almaya çalışan internet siteleri…

Kadınlar için daha güzel bir ülke hayali kuran kadınların çabasıyla TBMM’ye girmesine rağmen, “erkek gibi” siyaset yapıp, “erkek gibi” şiddet üreten “bazı” kadın milletvekilleri…

Barış ve uzlaşma dilinden uzak, kadınları dinlemeyen, anlamayan, umursamayan erkek milletvekilleri…

Toplumsal cinsiyet rollerini, “iktidarı koruma aracı” görüp sıkı sıkıya sarılan erkek egemen sistem!..

Evet, bu yıl karne vermiyoruz…

OHAL’de, bu yıl, bir kez daha, “sade, basit, anlaşılır” bir dille diyoruz ki:

Kendimiz için, çocuklarımız için, ülkemiz için “eşitlik, özgürlük ve demokrasi” istiyoruz.

Saygılarımızla,

Kadın Adayları Destekleme Derneği.”

 

Yazarın diğer yazıları için tıklayınız…