Artı Gerçek

Birlikteliği unutursak ciğerimiz kurusun!


Popüler kültürün işlevi bir yanıyla da anakımın sunduğu mesajların normal olarak algılanmasını sağlamak. Çok naifçe, oldukça basitçe ama, bu kadar ölüm, haksızlık içinde Dodan’ın popüler anaakım bir yarışmayı kazanması iyi bir şey.

Nil MUTLUER

 

Bahar geldi, Newroz’u coşkuyla kutladık! Amed’in görüntüleri içimizi ısıttı!

Newroz piroz be!

Geçen hafta, “hayır”lı referandum yolunda hani o kimlik siyaseti sınırlarını kıran, insana ait, iç ısıtan cinsten iki olay bir dönemdir karamsar olan halimi değiştirdi: Biri bir popüler kültür yarışması, diğeri ise bir sosyal medya paylaşımı…

Dodan ve Hadise… Bırakınız Türk ile Kürt popüler kültür yapsın!!!

Evimde televizyon yok, yarışma programı takip etmiyorum ama, Dodan’ın “O Ses Türkiye” yarışma programındaki ilerleyişinin üzerine yazılan çizilenler elbette medya kanallarından hayatımıza girdi. Farklı farklı tartşmalar döndü Dodan’ın Acun Ilıcalı’nın programındaki varlığı ile ilgili. Bizim cenahtan sağlam destek kadar, arada “Dodan’ın bir popüler kültür programında ne işi olduğu” yorumları da yükseldi. Dünyaya kimlik siyaseti lenslerinden bakanlar için kimliğe uygun davranış sınırlarını zorluyordu Dodan’ın Kürt ve Alevi kimliği ile öteki olarak egemen olan “Türk”ün anaakım programında yer alması: Dodan madem Alevi ve Kürt kimliğini gizlemiyor, o halde kimliğinin ağırlığını taşımalıydı ve Türk anaakımın içine girmemeliydi.

Dodan’ın arkadaşlarının onun için programa başvurduğu, Acun Ilıcalı’nın da katımılı için ısrar etmesi sanki Dodan’ın anaakım popüler kültür programındaki varlığına yönelik eleştirilere karşı Dodan’ı savunmak için özellikle vurgulanıyordu. Oysa, Dodan’ın böyle bir savunmaya ihtiyacı var mı ki? Dodan kendi isteği ile de yarışmaya katılabilirdi. Popüler kültürün anakımın algılarını bu ölçüde şekillendirdiği bir ortamda, Kürt ve Alevi kimliğini gizlemeyen Dodan’ın orada olması bence başlı başına kıymetliydi. Biliyoruz ki bu iki kimlik de, yarışmayı daha başlamadan kaybetmesine bile neden olabilirdi – ki insanlar hayatlarını kaybediyor bu yüzden! Ve gündelik hayatta, popüler kültürde anaakım olan ile öteki sayılanın hangi koşulda kimliklerine ‘uygun’ hareket ettiği yargısına varma yetkisini kim, kime, nasıl veriyor? İktidarın ötekileştirmesine sürekli vurgu yaparken kendimiz kimliğin yarattığı iktidar sınırlarının neresinde dolanıyoruz?

T24’de Pınar Doğu çok hoş bir analiz yazısı yazmış. Her satırına katılıyorum: “Dodan ne kaybeder Dodanlığından?” Dodan bir şey kaybetmedi Dodanlığından ve biz Kürt, Alevi Dodan ile Türk olarak bilinen (en azından Türklüğünü ve hatta Sünniliğini verili bir gerçekmiş gibi kodladığımız) Hadise’nin birlikte çalışabildiğini görmüş olduk. Devletin yürüttüğü savaşın havasına girmiş toplumdaki ana akım anti-Kürtçü yaklaşımın hepimizi gerdiği bir dönemde bir Türk ile bir Kürt’ün birlikte bir şey üretebildiğini gördük. Kadınla erkeğin sadece birbirine yasaklı ilan edilmeye çalışılan bir dönemde bir kadın ile bir adamın iş birliği yaptığını gördük. Hikayeyi hikaye yapan da bu ikilinin yarışmayı kazanmaları değil benim için. Birlikte oldukları gibi çalışmaları, sevinirken birbirlerine dostça sarılmaları, hele ki bunu Kürt’ün, Alevi’nin ve “kadınlı-erkekli” hayatın ötekileştirildiği şu günlerde yapmaları, iyi geldi bana. Tabi ki, gönül Acun Ilıcalı’nın sansür ve tepki kaygılarına düşmeden, programda Kürtçe şarkıya da yer vermesini isterdi. Ama zaten mücadelemiz tam da bunun için değil mi? Ve bu hedefe giden yollar da kıymetli değil mi?

Popüler kültürün işlevi bir yanıyla da anakımın sunduğu mesajların normal olarak algılanmasını sağlamak. Çok naifçe, oldukça basitçe ama, bu kadar ölüm, haksızlık içinde Dodan’ın popüler anaakım bir yarışmayı kazanması iyi bir şey. Bu Kürdistan’da yaşananları geçirmedi, geçirmeyecek ama Türk ile Kürd’ün savaş, siyaset dışında bir iş yaptığını televizyondan izledik. Yüzleşme adımlarına olan ihtiyaç başlı başına duruyor, o ayrı ama yüzleşmeyi kurabilmek için normalleşme adımlarına da ihtiyacımız var. Savaşın, ölümün normalleşmesine değil, birlikte muhabbetle iş yapabilmenin adımlarını görmeye ihtiyacımız var.

Öteki olmasın normallerden olsun Aleviliğe, Kürde ait olan. Normalleştirmenin gücü nasıl yeniden ürettiği de başka bir yazının konusu olsun. Bugün şiddetin durmasına ve ötekinin normal olmasına, normalimizin çoğullaşmasına ihtiyacımız var. Anormal olarak kabul edilenin anormal olmadığını farklılıklarımızla birbirimizi sayıp, sevmeyi öğrenene kadar…

(Bu arada benim gibi programları seyretmeyenlere Dodan’ın Haydar Haydar ve hatasız kul olmaz performanslarını tavsiye ederim.)

EDREMİT BELEDİYESİ

Edremit Belediyesi geçen günlerde duvarında “Belediye Amca, duvardan silmek kolay. Kolaysa gel de kalbimden sil” yazılı bir resim paylaşarak şu mesajı geçmiş twitter’da: “Silersek ciğerimiz kurusun.”

Edremit Belediyesi’nin genel çalışmalarını takip etmiyorum ve bilmiyorum ama, bu paylaşım ihtiyacımız olan içimde baharı açtıran bir paylaşım oldu.

İşte “hayır”la birlikte istediğimiz ülke dertleri bunlar olsun…

Aşkı savunan, yerel ile yurttaşın muhabbet ettiği, haksızlıkların yaşanmadığı günler gelsin…

DEVLET İZİN VERMESE DE BİRLİKTELİK İÇİN…

Bahar ve Newroz coşkusuyla bu yazı kaleme alınmıştı ki, Kemal Kurkut’un Diyarbakır Newroz kutlamaları sırasında polis tarafından nasıl öldürüldüğünü insanı isyan ettiren an be an görüntüleri önüme düştü! Bu yazıyı iptal edip yeniden içimizi saran acıyı yazmayı düşündüm.

Ama hayır!

Gene devlet gündemi belirlemesin. Kemal Kurkut’u anayım ve zulme inatla bahara, muhabbete, aşka yüzümüzü dönelim istedim.

Kemal Kurkut, İnönü Üniversitesi’nde Müzik Bölümü öğrencisiydi. Ailesinin yaşadıkları maalesef Türkiye’de Kürt, Alevi birçok ailenin yaşadıklarından farklı değil. Bir abisi siyasi nedenlerle yurtdışına yerleşmiş memlekete dönemez halde. Diğeri de son KHK ile işten çıkarılmış. Ailenin en küçüğü Kemal de polis tarafından hoyratça göz göre göre öldürülüyor! Kurkut ailesinin hikayesi devletin siyasi tarihini özetler şekilde; siyasi acılar, haksızlıklarla kavrulmuş bir aile.

Kemal Kurkut’un bize bıraktığı kemanından çıkan ezgileri dinlerken onun anısına aşk olsun dedim. Kemal Kurkut’un devri daim olsun…

Bırakınız devlet yasaklarıyla didişsin, biz de mücadeleye devam edelim. Bugünün yazısı devletin haksızlıklarının, kötülüklerinin değil, baharın da coşkusuyla birlikteliğin, muhabbetin, aşkın yazısı olsun; bu memlekette hayatlarının baharında yaşamlarına kıyılan Kemal Kurkut ve nice çocuk ve genç anısına!

Aşk, muhabbet, birliktelik için çalışmayı unutursak da ciğerimiz kurusun!

 

Yazarın diğer yazıları için tıklayınız…