Artı Gerçek

‘Bütün dünya bir sahnedir’

Erk ile karşı erkin itiş kakışındaki çift taraflı absürditeyi, saçmalığı yakalıyor Mahir Ergun.


70’lerin sonunda ülkesini silkeleyen “Anarşik” Yunan şairi Katerina Gogou’nun “ÜÇ ADIM SOLA” adlı ilk kitabını Yunancadan Türkçeye kazandıran, ilk öykü kitabı ATHANATOS ‘ta (2017) farklı bir tat yakaladığım Mahir Ergun’un, TÜRBÜNYA’DA HER ŞEY RAYINDA adlı oyununun baskıdan yeni çıkmış mürekkep kokulu nüshası, ağzımda Eugène Lonesco’msu, Samuel Beckett’imsi bir lezzet bıraktı. Erk ile karşı erkin itiş kakışındaki çift taraflı absürditeyi, saçmalığı yakalıyor Mahir Ergun. Her şey ne kadar karşıtına dönüşüyor ve bir anlamda kopyası oluyor. Belki umut, karşıtının kopyası olmamayı başarmakta. Yazının başlığı, William Shakespeare’den “Ve tüm adam ve kadınlar sadece oyuncu” diye devam ediyor WS.


Vincent Parisot’un duvar resmi: “Athanatos ya da Sonu Olamayan”, Jardin De Las Rosas, Bronx, NY, 1.10.2019 – 31.10.2020

SZ’nin oyuna yazdığı Girişe yer vereceğim bu haftaki yazımda, yaşadığımız dönemden iz düşümler yansıtıyor. Sözü ona bırakacak olursak:

“İlahi bir gücün yahut Shakespeare’in kaderimizi belirleyen sahneleri tasarladığı; koşulsuz dile getirdiğimiz repliklerimizi yazdığı zamanlar çok gerilerde kaldı diye düşünüyoruz. Çünkü modern zamanların başlamasıyla tasarım hakkı hiç olmadığı kadar insanlığın eline geçti.

Ürkek biçimde başladı her şey. İlk motorlu taşıtlar, neyin nasıl tasarlanacağının bilgisi henüz ham olduğu için tekerleğinden çamurluğuna at arabalarına benziyordu. Önce mevcut meslekler endüstrileşirken henüz yenileri icat olmamıştı. Ve sonra her şey, bazen eskisine öykünerek yahut tamamen özgün biçimde yeniden tasarlandı. Ogün bugündür içerik ve biçim, tüm dünya yüzünde kimi evrimsel kimi devrimsel bir değişim içerisinde. Tüm insanlık bunu geometrik biçimde artan bir hızla deneyimliyor. Ürünler, kentler, stiller, meslekler, kullandığımız dil, toplumsal davranış kalıplarımız her şey sürekli yıkılıp yeniden inşa oluyor. Katı olan her şey buharlaşıyor.

Artık bir pipoya verdiğimiz anlamdan başlayarak sosyal ilişkilerin, üretim ilişkilerinin, iktisadi modellerin ve bunların belirlediği her şeyin ve elbette insanlığın bu dünya üstündeki kaderinin yeniden tasarlanabilmesi, yeniden programlanabilmesi ve yeniden anlamlandırılabilmesi artık gayet mümkün. Tasarım cini geri dönüşsüz biçimde şişeden çıkmış ve kulaklara suflesini kesintisiz üfürür vaziyettedir: “yenisi, başka türlüsü, daha uygunu, daha iyisi mümkün.” O zaman baskının, eşitsizliğin, sömürünün, adaletsizliğin, ayrımcılığın, kayırmacılığın olmadığı bir dünya… Neden olmasın?


Lefke, 2014

Modern insanlık dünya üstündeki var oluşunu, bu büyük oyunu, aldığı suflenin ilhamıyla yeniden yazıyor. Yeni replikler ellere tutuşturuluyor ve böylece yığınlar yeniden şekillendirilmiş bambaşka bir sahnede buluveriyor kendisini. Dönemin ruhuna uygun kılık, kıyafet ve rol içinde yepyeni dekore edilmiş sahneye girdikleri gibi, ne etmeleri gerekiyorsa onu edip söyleyecekleri söz kadar var olup işleri bittiği gibi sahneyi terk ediyorlar. Performansları hakkında bir küçük eleştiri alma şansı olmaksızın bitiyor her şey. Çünkü ölüyorlar ve ölümlerinin deneyimi sadece sahnede oyuna devam edenlere bakiye kalıyor. Her bir ölüm nemenem bir oyunun sahnelenmekte olduğunu delillendiriyor.

Yeryüzünde sahnelenmekte olan bu güncel oyun, hiçbir klasik dönem oyun yazarının kaldıramayacağı kadar kaotik. Çünkü bu oyun, oynanırken yazılmakta ve hiçbir zaman tam yazıldığı gibi oynanmamakta. Yönetmen dedikleriniz de, onaylı resmi oyun yazarları da, sahne set ekibinden ışıkçılara ve hatta makyözlerden müzisyenlere ve mutlaka güvenlikçilere, oyunun önünde ve arkasında her kim yer alıyorsa hepsi bu oyunun içerisinde. Farkında olsunlar ya da olmasınlar en edilgenlere varıncaya kadar herkes bir o kadar etken ve rol sahibi.

Örneğin bir avuç figüran gözüyle bakacağınız kimilerini sahnenin bir yanını çevirmiş, orada kendilerinin ve geniş halk yığınlarının rollerini tekrar yazar halde bulabilirsiniz. Ve elbet içlerinden bir kısmı alternatif yönetmenler olarak bu yazılanları sahneye koymak için kalkışacaktır… Sağ yumrukları havada sahnelenmekte olan bu mevcut başat oyunu bozmaya niyetli kalabalıkların veyahut o kalabalıkları harekete geçirmeye niyet etmiş öncülerin belirmesini sahnenin egemenlerinin bu alternatif tiyatro yapılanmasını yok etmek için başlattığı saldırı takip edecektir.

Çünkü bu hep böyle olagelmiştir. Gerçekten mi? Nehirlerde bunca kez yıkandıktan sonra idrakine vardığımız, tekrarların imkânsız olduğu kozmosta bu nasıl mümkün olabilir ki? Hele ki senaryonun akla yatmayan yerlerini yeniden yazmak, hiç olmadı doğaçlayarak tashih etmek mümkünken… Albay Bobo ile henüz tanışmadınız ve onun kendinden emin bir biçimde durumları izah edişini henüz duymadınız. Gelecek zamanın birinde şöyle yankılanacak o tok sesi: …

Faşizm bu. Gözaltına alır, tutuklar, işkence yapar; biz direniriz. Onlar katil, biz devrimciyiz. Yolumuzdan sapmayız biz. Direniriz. Bildiğimiz yolda yürümeye devam ederiz. Onların işi o, bizim işimiz bu. Onlar işlerini yapıyor, biz işimizi yapacağız.

Ve bu kararlı izahı yanıtlayan Lina’nın kinayeli sesini de henüz duymadınız. Sözleri gelecekte bir yerlerde sırasını bekliyor:

Yani Türbünya’da her şey rayında, diyorsunuz, gerçekten? Hâlbuki şimdi ve gelecekte herkes verili rolünü oynuyorsa ne gerçekten rayında olabilir ki? Olsa olsa mevcut sahnelenmekte olan hâkim egemen oyun…

Bu perde açıldığında samimiyet, bağlılık, fedakârlık, cesaret ile tüm yapılması gerekenler yapılıp replikler tüketilecek. Sonra sizler ve bizler hepimiz için istikamet bu salonun dışına düşüyor. Oyunun kuralı bu… Hayata geri döneceksiniz, yani gerçek sahnenize. Ne güldüklerinize ne de üzüldüklerinize pişman olmayın. Sadece olanları olduğu gibi hatırlayın. İhtiyaç duyduğunuzda size kalan bakiye deneyimi olduğu gibi okuyun, tahlil edin, değerlendirin. Çünkü belki de rolleri yeniden yazmaya başlayacaksınız. İşler oraya varmasa bile her şeyden önce Adorno’nun dediği gibi “uygarlıktaki ilerlemenin faturasını ödeyenlerin sahip olduğu en temel insan haklarından birisi de hatırlanma hakkı”dır. Biz sizleri hatırlayacağız. Sizler de kahramanlarımızı unutmayın” diyor SZ. Perde. (*)

(*) Katerina Gogou, Üç Adım Sola, Belge Y. Aralık 2008; Mahir Ergun, Türbünya’da Her şey Rayında, Giriş: Sinan Zarakolu, Kasım 2019.

 

Yazarın diğer yazıları için tıklayınız…