Orhan Şaşak



Artı Gerçek

Konya'da bu kadar yetenekli oyuncu varken, Kocaman beylerin beraberliklerden böylesine zevk alması anlaşılır gibi değil.


Süper müflis lig dramasının ikinci perdesini izlerken, aklım otuz yıl öncesine gitti... 

Cumhuriyet Gazetesi'nin yazıişlerinde çalşıyoruz.

Çeşitlilik olsun diye, her sayfaya günde ortalama 8-10 haber sokmaya özen gösteriyorum. Elbette reklam ya da ilan yoksa.

Bazı haber ve fotoğraflar vardır ki, kullansın kullanmasın; editörün de sayfa sekreterinin de mürettibin de müsahhihin de pikajörün de aklından ölene kadar çıkmaz...

Bu tür haberlerden, bende iz bırakanlardan birini aktarmadan önce, kısa bir hatırlatma yapayım...

Yıl 1989. Galatasaray çeyrek final maçı için Monaco'da. 

Biz de ekip olarak; karikatür dehası, güzel insan İsmail Gülgeç'in idaresindeki otomobille; yeğeni -aynı zamanda fotoğraf virtüozu- Vedat Danacı (ki biliyorsunuz Volkan Demirel kendisine hayrandır) ve Ali Sirmen'le (Mine Abla'yı bir kez daha saygı ve sevgiyle anıyorum. Onun kalbimizdeki yeri çok özeldir, çok) birlikte dört kişi, maçtan üç gün önce, zarif prensesler Caroline ve Stephanie'nin ülkelerinin yolunu tuttuk...    

Yola revan olmadan önceki son mesai günümde kullandığım Adana mahreçli haber şöyleydi:

"Avrupa Şampiyon Kulüpler Kupası çeyrekfinal ilk maçı, Adana'da bir kişiyi hastanelik etti. Lokantada garsonluk yapan genç, "Gör bak, Arsen Wenger size nasıl koyacak" diye laf attığı komşu esnaf Ömer Dağoğlu'ndan yediği sert sağ aparkat sonucu bayıldı. Tedavinin ardından taburcu edilince de, "Ömer Bey gibi kibar bir adama böyle bir söz etmemem gerekirdi. Şikayetçi değilim" dedi... 

Haber bu...

Ama devamı film gibi.

Kardeşim kadar sevdiğim bacanağım mimar-müteahhit Yalçın Dede, zarif eşi ve meslektaşı, yani kıymetli baldızım Nevin'le birlikte, Hasnun Galip Sokak'ta bir otel inşaatını üstlendi. Ben de mesai sonrası bazen uğrar, çaylarını içerim. Geçenlerde yine bir ziyaret sırasında çok acıkınca, bitişikten gelen kokuya seyirttim. Aman aman; mis gibi kuşbaşılı pide. Domatesi biberiyle "ye beni" diyor. Midemdeki zilin sesi kesilir gibi olunca, tezgahın arkasındaki patron görünümlü, tahminen 55-56 yaşlarındaki adamdan çay istedim. A-aa; yahu bu adamı bir yerden gözüm ısırıyor. Tabelaya baktım, "Dağoğlu Börek Salonu..." 

Tööövbeee... Bu soyadı da hiç yabancı değil...

Hesabı öderken nereli olduğunu sordum. Elazığlıymış. 

-Peki adınız?

"Ömer...

(Haydaaa sayın seyirciler)

-Agacım, hiç Adana'da bulundunuz mu?

"Gençliğim Adana'da geçti."

-Peki Arsen Wenger hayranını bayılttınız mı?..

*** 

Evet, bayıltmıştı. Olaydan bir süre sonra İstanbul'a taşınmış, sırf Galatasaray Kulübü'ne yakın olmak için Hasnun Galip'teki bu dükkanı kiralayarak dükkanını açmıştı.

Oğulları Fatih ve Muhammet'le birlikte çalışıyordu. Mütedeyyin bir kişiydi ama küçük çocuğuna verdiği ismin bir başka anlamı daha vardı:

Cimbom'un "Mami" lakaplı oyuncusu Muhammet'in, şampiyon oldukları 1986-87 sezonunun son maçında, Eskişehirspor'a  topukla gol atıp takımına kupayı kazandırmasını unutamıyordu.

Bir de yardımcıları vardı. Adını tahmni edeceksiniz: Turgay...

-Ömer Bey; bir oğlunuz daha olursa, onun adını da Arsen koyarsınız artık. Adam Şampiyon Külüpler Kupası'nda Monaco'yu; 11 yıl sonra da UEFA Kupası'nda Arsenal'i eletti Galatasaray'a.

"Artık bizden geçti. İlk torunuma dersen, belki...

Sohbetimiz, "Vaaay, Sağlamer de buradaymış" nidasıyla kesildi. Sevgili dostlarım, spor basınının haso adamları Kadir Çetinçalı ve Süleyman Rodop damladılar. Meğer ben cahilmişim. Burası Cimbom'un kalesiymiş de haberim yokmuş..

***

İki gün iki gece sürekli uyuyanları bile uyutma uzmanı Aykut beylerin istediği bir göz, Seri beyler sundu iki göz. Dakika 74... Asma bahçelerin pembe çalılıklı Babil'i golü atmış. Takımın öndeyken rakibe dengesiz girip kırmızı kart görmek, takımın uf olmasına yol açtı ya, toparlanmazsan, taraftarın nefret serisi gecikmez. 

***

Galatasaray, 21 dakikasını on kişi oynadığı maçtan 90+6'da yediği golle, beraberlikle ayrıldı. Ama şunu rahatlıkla söyleyebiliriz: Şampiyonluğun bir numaralı adayı olduğu görüntüsünü de verdi. 

Keşke Hasan Şaş da kararından şaşmasa ve istifadan dönmeseydi. Galatasaray için daha hayırlı olurdu... Orhan Ak ise doğruyu yaptı ve "İstenmediğim yerde işim yok" diyerek gitti.

Yolu açık olsun...