Putin, Trumputin, Receputin...

Facebook’un kişisel verilerini kullanan şirketin arkasında ABD’nin milliyetçi, muhafazakar zenginleriyle Putin’e yakın oligarklar var.


Bu diktatörlerin tümünü biz seçtik. Kimimiz doğrudan oy verdik, kimimiz oy vermeden onların seçimlerine destek olduk ya da olmaya devam ediyoruz.

Artık seçilmiş diktatörler dönemindeyiz. Kime oy verirsek verelim sonunda hep aynı kişiyi, dönüp dolaşıp Vladimir Putin’i seçiyoruz. Hadi haksızlık etmeyelim, ülkelere göre biraz farklı adları seçtiğimiz de oluyor, Trumputin, Receputin’i de işbaşına getirebiliyoruz yani. 
Facebook verilerinin paylaşımı konusunda ortaya çıkan sonuç, en basit şekliyle böyle tanımlanabilir. 
Oldukça karmaşık, ilişkiler zincirini ortaya çıkarıyor bu skandal. O nedenle basit bir şema vermeye çalışacağım burada. 
Michael Flynn malum, ABD’nin Ulusal Güvenlik Danışmanı olacaksın vaadiyle Donald Trump’ın seçim kampanyasına varıyla yoğuyla destek vermişti. Rusya ile ilişkileri olduğu iddiası üzerine Trump’ın kovduğu ilk isim o olmuştu. Hakkında soruşturma açılan Flynn sonunda itirafçı olmaya karar vermişti. 
Şimdi, Trump dosyasını soruşturan Özel Savcı Robert Mueller, Cambridge Analytica isimli İngiltere merkezli şirketten bazı bilgiler istedi. 
Bu şirketin elinde Facebook üzerinden elde ettiği inanılmaz ayrıntılar içeren bir bilgi bankası var. İçimizden birisi ya da birileri 1 Dolar kazanmak için masum bir ankete katılmış ve bu yolla kendisinin ve arkadaş çevresinin ve tabii ki arkadaşlarının da arkadaş çevresinin bütün bilgilerini bilmeden şirkete teslim etmişti. Ne yer ne içeriz, hangi politik görüşe yakınız, seçimde kime oy veririz, kimi beğenir kimi beğenmeyiz gibi bizim ilk aklımıza gelen ama hepimizin hayal gücünü bile aşan davranış ve alışkanlıklarımız artık şirketin elindeydi. Kişiselleştirilmiş reklamlarla örneğin diyelim ki ABD’deki bir seçmen Trump’a oy vermemek konusunda kararlı bile olsa varsayalım ki biraz da solcuysa “ne yani Hillary Clinton’a mı oy vereceğim en iyisi oy vermemek” noktasına getirilmeye çalışıldı. Kararsızsa Trump’a oy vermesi için her yol denendi. Şirket kampanya boyunca günde yaklaşık 40-50 bin farklı reklam kullanıyor ve Facebook kullanıcısı seçmenin verdiği tepkiye göre de ona yeni reklamlar yollanıyordu. 
Şu anda soruşturmanın görünen yüzü bu. Facebook’un bu bilgileri yasadışı bir yolla topladığı ve şirketin kullanımına açtığı iddiaları soruşturuluyor. 
Soruşturmanın daha derin boyutu ise bu şirketin yapısında yatıyor. Cambridge Analytica’nın eski başkan yardımcısı Steve Bannon. Yani Trump’ın baş stratejisti, Breitbart News adlı aşırı sağcı ve ırkçı internet haber sitesinin kurucusu. O da 8 ayın sonunda Trump’ın kovdukları kervanına katıldı. Fransa’daki Le Pen'in partisi, Almanya’daki AfD gibi ırkçı sağcı partilere danışmanlık vermeye devam ediyor.  Bu partilere Rusya’nın açıkça dstek verdiği herkesin bildiği bir gerçek. 
Ama ilişkiler bununla sınırlı değil. Cambridge Analytica’nın en büyük yatırımcılarından birisi Robert Mercer. Mercer ABD’nin en büyük yatırım fonlarından Renaissance Technologies’in CEO’su. Aynı zamanda da Trump’ın kampanyasına en büyük parasal yardımı yapanlardan birisi. Sağcı ve sağ politikaların en büyük destekleyicisi. Geçen haftaki yazımda söz ettiğim dünyaya hakim olmaya çalışan zenginler sınıfından o da. Hakkındaki iddialar ayyuka çıkmış durumda. Putin’in ve Rusya’nın kara parasını aklayan adam olarak da tanınıyor. Putin’in en yakın çevresindeki isimlerden birisi olan Ukraynalı işadamı Dimitri Firtash ile iş ortağı olduğu bir çok güvenilir medya kurumunda çeşitli bağlantıları üzerinden ortaya konuluyor. Mercer da Breitbart News haber sitesinin yatırımcılarından birisi. FBI’ın Breitbart News ile Putin’in yakın çevresinin ilişkilerini araştırdığı uzun zamandır konuşuluyor. 

Sadece ABD seçimleri değil tabii konuşulan. Bir de Brexit meselesi var. Cambridge Analytica’ya çalışan bazı isimler şimdi açıkça şirketin Brexit kampanyasına etki ettiğini yalan yanlış bilgilerle Avrupa Birliği’nin İngiltere’yi nasıl sömürdüğü propagandasının yayıldığını teker teker anlatıyorlar. Bu kara propagandanın bir sloganını unutmak mümkün değil, AB’de kalırsak 5 milyon Türk kapımıza dayanacak afişleri internette boy gösteriyordu. 

Geçtiğimiz günlerde de Rusya’da seçim vardı. Putin, yeniden seçilerek hülle başbakanlığı dahil iktidardaki 18 yılına 6 yıl daha ekledi. 21. yüzyılın ilk çeyreği neredeyse ondan sorulacak. Facebook skandalı ile ortaya çıkan verilerin internet üzerinden kullanımı, Twitter ve Facebook trolleri işin sadece şimdilik görünen bir yüzü. Örneğin Rusya’daki seçim ihlallerine bakınca her biri ne kadar da tanıdık geliyor. Seçmen sayısının çok üzerinde basılan oy pusulaları, uçan balonlar yoluyla tesadüfen kapanan kameralar, oy verme işlemi başlamadan önce doldurulmuş sandıklar... 

Trump’ın iş başına gelmesi, Britanya’nın AB’den çıkması, Recep Tayyip Erdoğan’ın hem AB’yi hem NATO’yu içerden çatırdatması, savaşseverliği, Beşar Esad’ın yenilmezliği ve Suriye’nin, Yemen’in, Libya’nın kan gölüne dönmesi ve yüzlerce benzer örnek sadece Putin’in hayali değil tabii. Bunlardan nemalananların Putin ve onun benzeri küçük küçük diktatörlere ihtiyacı var. 

Vatanı, milleti, dini, mezhebi para ve iktidar olanlar sınır tanımıyorlar. Rusya’nın eli ABD’de, İngiltere’de, Türkiye’de, hepsinin eli Suriye’de... Döngü böyle sürüyor. Bu oyunu bozmanın tek bir yolu var öncelikle savaşa karşı çıkmak, milliyetçiliğe, ırkçılığa, cinsiyetçiliğe, dinciliğe, mezhepçiliğe hayır demek, bütün yapay sınırları ve engelleri aşarak biraraya gelmek. 
Yoksa daha çoook Putin’ler seçeriz.   
 

Yazarın diğer yazıları için tıklayınız…