Artı Gerçek

Nagehan Alçı da haklı, Ersan Şen de!

Gazeteci Alçı ile hukukçu Şen arasındaki ‘katil devlet’ tartışmasına gelin bir tek ‘Kızıltepe JİTEM’ davası üzerinden bakıp hangisi haklı, karar verelim.


Rütbeli subaylar, koruculardan ve itirafçılardan oluşan silahlı bir çete kurmuşlardı.

Tam bir cinayet şebekesiydi. Kendilerine “Bıçak Timi”i adını vermişlerdi.

Kürt illerinde devletin illegal olarak kurduğu JİTEM’e bağlı olarak faaliyet gösteriyorlardı Mardin’in Kızıltepe ilçesinde.

Merkezleri, Mardin İl Jandarma Komutanlığı içindeki bir binaydı.

“Terörle mücadele” adı altında gözaltına aldıkları ya da kaçırdıkları insanları işkenceyle öldürüp boşaltılan köylerdeki kuyulara atıyor, üzerlerine gübre döküyorlardı. Kimi de kafasına sıkılmış bir mermiyle asfaltların, şoselerin kıyısında bulunuyordu. Bazıları da “çatışmada ölen PKK mensubu” gösteriliyordu.

Bazıları da ciddi miktarlarda para ödeyerek bu cinayet şebekesinin elinden sağ kurtuluyordu.

Bu cinayetleri Ergenekon davasında bir gizli tanık adres de vererek teker teker anlatmıştı.

Farklı köylerdeki kuyular açıldı, yıkıntı halindeki evlerde kazı yapıldı. Her aranan yerden insan kemikleri çıktı. Soruşturma gizli tanığın anlatımlarını doğrulamıştı.

2014’ün Temmuz’unda 22 kişinin hukuk dışı infaz edilmesi ve zorla kaybedilmesiyle ilgili dördü asker, beşi köy korucusu dokuz sanık hakkında iddianame düzenlendi.

İddianamede yer alan bazı saptamalar aynı zamanda “terörle mücadele” adı altında yasa dışına çıkan karanlık bir devlet yapılanmasının fotoğrafıydı:

“Soruşturmamız kapsamında araştırılan faili meçhul cinayetler, gözaltına alıp kaybettirilme, köy boşaltma ve işkence olaylarının da genel itibarıyla 1993-1996 yılları arasında gerçekleştiğinin sabit olduğu, bu suretle JİTEM (Jandarma İstihbarat ve Terörle Mücadele Komutanlığı) adlı yasadışı oluşumun varlığının sabit olduğu… Terörle mücadele amacıyla yürütülen devlet faaliyetlerinin belirli dönemlerde legal çizgiden kaydığı, kamu görevlilerinin organize ettiği oluşumlar bünyesinde PKK mensuplarının, PKK’ya yardım edenlerin veya sempati duyanların haklarında adli süreç başlatmaksızın işkence, öldürme vb. hukuka aykırı eylemlere maruz bırakıldığı…  JİTEM bünyesinde teşkilatlanan timler bulunduğu, bu timlerin çeşitli şehirlerde konuşlandığı ve bu şehirlerdeki komutanlarca yönetildiği…  JİTEM yöneticilerinin aynı zamanda silahlı kolluk görevlisi olmalarının bu yapının hareket kabiliyetini arttırdığı ve faaliyet alanını genişlettiği, yönetici kadronun devletle bulunan irtibatı sayesinde araç, silah ve maddi kaynak sıkıntısı yaşanmadığı, devlete ait silah, otomobil vs. araçların JİTEM faaliyetleri kapsamında rahatlıkla kullanılabildiği… Tüm bu sebeplerden ötürü JİTEM adlı silahlı yapılanmanın muhtelif il veya ilçelerde görev yapan kamu görevlilerinin iradesiyle kurulup faaliyet göstermesinin mümkün olamayacağı, devlet bütçesinden harcama yapan, cinayet ve işkence gibi ağır ceza gerektiren suçları sistematik biçimde sürekli olarak işleyen ve faaliyet alanı çok geniş olan bu örgütün dönemin yüksek rütbeli kamu görevlilerinin yönlendirme ihtimalinin çok yüksek ve araştırmaya değer olduğu anlaşılmıştır.”

“Kızıltepe JİTEM” olarak da adlandırılan bu davanın ilk duruşması 2015 Mart’ında yapıldı.

Dava sürecinde 17 duruşma gerçekleştirdi, 22 kişiyi öldürmekle suçlanan subay ve korucu sanıklar tutuksuz yargılandı, hatta haklarında duruşmalara katılmaktan vareste tutulma kararı verildi.

Devletin karanlık uzantısı olan bu eli kanlı çetenin suç işleme tarihleri 1990’lı yılların başından 1996’ya kadar uzanıyor. Ancak 2015 yılında işledikleri cinayetler yargı konusu olabiliyor. Yani bu cinayetler hakkında ancak “çözüm süreci”nde dava açılabildi. Eylül 2019’da yani yaklaşık 20 gün önce de sonuçlandı.

Bu davanın sonucunu bir kenara bırakıp, önceki gün Haber Türk TV’de Nagehan Alçı ile Ersan Şen arasında geçen, volümü hayli yüksek “katil devlet” tartışmasına bakalım.

Tartışmayı ateşleyen Nagehan Alçı’nın “katil devlet” yaklaşımı oldu:

“Devlet şayet katil devletse ona sonuna kadar ‘katil devlet’ denir. 1994’lerin sonuna kadar Türkiye de katil devletlere dahildi. Bu ülkede 17 bin faili meçhul varken… 1990’larda bu devlet bal gibi katil devletti.”

Konuşmasında “katil devlet” sürecine örnek olarak 12 Eylül faşist darbesini, 1990’lı yılların Türkiye’sini işaret ediyordu Nagehan Alçı.

Elbette burada “katil devlet” olarak “eski Türkiye”yi işaret eden Nagehan Alçı’nın asıl amacı AKP’nin iktidar sürecini aklamaktı.

Yani diyordu ki, “geçmişte katil bir devlet vardı, AKP iktidara geldi, katil devleti ortadan kaldırdı.”

Ersan Şen bu görüşe şiddetle karşı çıkıyordu:

“Türkiye Cumhuriyeti devleti bir bütündür günahlarıyla sevaplarıyla. ‘Katil devlet’ demek TCK 302’ye göre suçtur. Dünyanın hiçbir yerinde böyle bir özgürlük yoktur.”

Bu noktada sadece ülkesi için “Dünyanın başta gelen terörist devletidir” diyen ABD’li ünlü akademisyen Noam Chomsky hakkında değil dava tek bir soruşturma bile açılmadığını, onun hâlâ saygın bir entelektüel olarak ABD’de yaşamını sürdürdüğünü hatırlatıp geçelim.

Demek ki dünyanın bazı köşelerinde böyle bir özgürlük varmış!

Biz gelelim “katil devlet” tartışmasında kimin haklı olduğuna.

“Kızıltepe JİTEM” davasından da anlaşılacağı üzere, devletin binasını, silahlarını, araçlarını kullanarak, devletin üst rütbeli görevlilerinin organize ettiği eli kanlı çeteler insanları kaçırıp işkenceyle öldürürken devletin geri kalanı da buna göz yumuyorsa aynen Nagehan Alçı’nın söylediği gibi “1990’larda bu devlet bal gibi katil devletti.”

Yani bu açıdan bakınca Nagehan Alçı haklı!

Ama “Türkiye Cumhuriyeti devleti bir bütündür günahlarıyla sevaplarıyla” diyen Ersan Şen de haklı.

Nereden belli, derseniz, yaklaşık 20 gün önce sonuçlanan Kızıltepe JİTEM davasının sonucuna bakın.

22 kişinin, devletin uzantısı bir çete tarafından katledildiğine ilişkin onca delile; kuyulardan, yıkık evlerde yapılan kazılardan ortaya çıkan insan kemiklerine rağmen dördü subay, beşi korucu dokuz sanık hakkında “zaman aşımı”ndan dolayı dava düşürüldü ve hepsinin beraatına karar verildi.

Elbette Kızıltepe JİTEM davasındaki karar 22 faili meçhulle ilgili tipik bir “cezasızlık” uygulaması. Söz konusu olan 17 bin faili meçhul cinayet var. Geriye kalan 16 bin 978 faili meçhulün sorumluları hakkında da devletin çektiği aynı “cezasızlık” duvarı uygulanıyor.

Demek ki neymiş, aynen Şen’in söylediği gibi “günahıyla sevabıyla devlet bir bütün”müş. Buna isterseniz siz “devletin devamlılığı” deyin. Neye devam ettiğini de bir zahmet sorgulayın.

Bu arada devlete “seri katil” dedikleri için mahkûm edilen Canan Kaftancıoğlu ve Ahmet Şık’a verilen cezayı sorgulayacaklarına, “Onlara ceza veriliyor da neden Nagehan’a verilmiyor” diye ortalığı ayağa kaldıranların, suç duyurusu yapanların durdukları yerin de “faşizmin devamlılığı” olduğunu unutmayalım.

Yazarın diğer yazıları için tıklayınız…